Funguslar
2.2. Canlı (Paraziter) Hastalık Etmenleri
Funguslar, bakteriler ve virüsler bitkilerde hastalık meydana getiren canlı etmenlerdir. Parazit bitkiler ve yabancı otların da bitkilerin gelişmesini olumsuz yönde etkiledikleri için paraziter hastalık etmenleri içinde ele alınırlar. Bu grup içinde çok sayıda etmen olduğu için bunlarla ilgili çalışmaları kolaylaştırmak ve araştırıcılar arasında birlik sağlamak açısından, bunlar belli bir düzene göre isimlendirilmekte ve sınıflandırılmaktadır. Sınıflandırma birbirine benzeyen canlıları aynı kategoriler içinde ele almaktır. Canlıların sınıflandırılmasında belirli bazı kategoriler kullanılır:
- Alem (Regnum veya Kingdom)
- Bölüm (Şube) (Phylum, Division)
- Sınıf (Classis)
- Takım (Ordo)
- Familya (Family.Familia)
- Cins (Genus)
- Tür (Species)
- Alem – ae
- Bölüm – mycota
- Altbölüm – mycotina
- Sınıf – mycetes
- Altsınıf – mycetidae
- Takım – ales
- Familya – aceae
- Bitkilerde olduğu gibi insan ve hayvanlarda da hastalığa yol açarlar.
- Bir kısmı besin maddelerini küflendirip çürütürken sıcak kanlılara çok tehlikeli toksinlerde oluştururlar.
- Besin maddelerinin yapımında ve aroma kazandırılmasında kullanılırlar. Örneğin bir fungus olan mayalar ekmek ve bira yapımında, küf funguslarından olan bazı Penicillium türleri peynirlerin aroma kazanmasında yararlanılırlar.
- İpliğimsi ve dallı gelişme gösteren,
- Çoğu zaman spor taşıyan organlara sahip,
- Klorofilsiz mikroskopik derecede küçük ökaryotik canlılardır
- Funguslar bitkilerdeki gibi kendi besinlerini kendileri yapamazlar. Hetetroph canlılardır.
- Çünkü hücrelerinde klorofil yoktur.
- Funguslar bitkilerdeki gibi yaprak, kök ve gövde gibi farklılaşmış organlara sahip değildirler.
- Ayrıca bir iletim sistemleri de yoktur. Genellikle iplik şeklindeki vücutları, uçtan uzunluğuna ve dallanarak büyür.
Bazı fungusların hiflerinin gelişmeleri esnasında görülen önemli bir durum da anastomosis olayıdır. Anastomosis: Funguslarda aynı türe ait iki hifinin karşılıklı olarak birbirine doğru gelişip, hücre duvarlarının erimesi ve sitoplazmalarının birleşmesi ile sonuçlanan genetik materyal transferinin gerçekleştiği olay.

Önceleri ilkel funguslar olarak bilinen, şimdi Protozoa alemi içerisinde yer alan fungus benzeri organizmalarda görülen thallus tipi ise plasmodiumdur. Plasmodium, hakiki hücre duvarı bulunmayan ve belli bir şekli olmayan çok nukleuslu bir protoplazma kitlesidir. İlkel fungusların bir kısmında thallus tek hücre halinde de olmaktadır. Bazı funguslarda özellikle mayalarda tek hücreli thallusun tomurcuklanarak bir zincir şeklini alması ile pseudomiselyum tipi thallus oluşmaktadır. Pseudomiselyumu oluşturan hücrelerin büyüklükleri birbirine eşit olmadığı gibi bu tip thallusta dallanmalar da oluşmaktadır. Fungusların Üremeleri Funguslarda üreme, eşeyli ve eşeysiz olmak üzere iki tipte gerçekleşir. Eşeysiz veya aseksüel üreme, somatik yapının belirli bir dönemde kendi benzerlerini oluşturmasına denir. Eşeysiz üreme değişik fungus gruplarında dört farklı şekilde olabilmekte ve bunun sonucunda değişik tipte sporlar oluşmaktadır. Eşeysiz üreme tiplerinden biri olan “fragmentasyon“da hiflerin uç veya orta kısımlarındaki hücreler hifden kopup ayrılmakta ve yeni bireyleri oluşturmaktadır. Hiflerin uç veya orta kısımlarındaki hücrelerin çeperleri kalınlaşıp, yuvarlaklaşarak hif den ayrılmasıyla oluşan sporlara “klamidospor” (chlamidospor) denir.
Bunlar genellikle fungusların olumsuz koşulları geçirmek için oluşturdukları sporlardır. Belirli bir olgunluğa ulaşan hiçlerin uç kısımlarındaki hücrelerin tespih tanesi gibi koparak hinden ayrılmasıyla oluşan sporlara ise “arthrospor” denir. Bu iki spor tipi hif hücrelerinden yani, thallusdan oluştukları için bunlara “thallospor” da denilmektedir.
Somatik yapısı tek hücreden oluşan funguslar, hücrelerinin uzayarak ortadan bölünmesiyle eşeysiz çoğalmayı gerçekleştirirler. Buna “bölünerek çoğalma” denir. Bazı funguslarda, protoplazma ve çekirdeğin hücrenin uç kısmında oluşan tomurcuk içine geçerek, tomurcuğun ana hücreden koparak ayrılmasıyla oluşan üreme şekli görülmektedir. Bu tip eşeysiz üremeye “tomurcuklanma” denir. Bazı funguslar ise doğrudan doğruya farklılaşmış miseller üzerinde yada misellerin oluşturduğu özel çoğalma yapıları üzerinde veya içinde, Spor oluşturmak suretiyle çoğalırlar. Funguslarda eşeysiz dönemde iki tip spor oluşumu görülmektedir. Dallanmış hiflerin ucunda bulunan ve içinde çok sayıda spor taşıyan kese şeklindeki çoğalma organlarına “sporangium” (çoğulu: sporangia), spor keseleri içinde oluşan sporlara ise “sporangiospor” denir.
Nemli koşullarda yaşayıp gelişen funguslar bir veya birkaç kamçıya (flagellum, çoğulu: flagella) sahip hareketli sporlar üretirler, bunlara “zoospor” denir . Bununla birlikte fungusların çoğu rüzgar, yağmur sulan yada toprakla taşınan hareketsiz sporlar üretirler. Sporangium içinde oluşan hareketsiz sporlara “aplanospor” denir. www.ziraatweb.com
Funguslarda eşeysiz dönemde oluşan ikinci tip sporlar ise “konidi“lerdir (conidium, çoğulu: conidia). Bunlar konidiofor (conidiophore) adı verilen farklılaşmış hiflerin ucunda oluşurlar, tek veya çok hücrelidirler. Konidiler bazen doğrudan doğruya hiflerin ucunda oluşur, bazen de daha kompleks yapılar içinde kitle halinde meydana gelirler. Stromatik doku içinde gömülü halde oluşan, kese şeklindeki konidi taşıyan organlara “piknit” (pycnidium, çoğulu: pycnidia) denir. Bazı fungus gruplarında konidiler “aservulus” (acervulus, çoğulu: acervuli) denilen yatak şeklindeki organlar içinde, bazılarında ise “sporodokyum” (sporodochium, çoğulu: sporodochia) adı verilen yastık şeklinde kabarık yapılar üzerinde oluşur. Bazen de konidioforlar çiçek demeti gibi yan yana gelerek uçlarında konidiler toplu halde oluşur, bu yapıya da “sinnema” (synnema) denir. Funguslarda seksüel (eşeyli) üreme üç aşamada; plasmogami, karyogami ve mayoz bölünme şeklinde gerçekleşmektedir. Plasmogami, farklı karakterde iki eşey hücresinin (gamet) veya eşey organının (gametangium, çoğulu: gametangia) plasmalarının birleşmesi olayıdır. Plasmogamide rol alan gametler birbirinin benzeri olabildiği gibi, birbirinden farklı büyüklük ve yapıda olabilirler. Karyogami ise iki gametin çekirdeklerinin birleşmesi olayıdır. Bundan sonra mayoz bölünme ile diploid çekirdek bölünerek haploid hücreler oluşturulur. Funguslar eşeyli ve eşeysiz üreme sırasında oluşturdukları özel yapı ve organlara göre sınıflandırılırlar.
Fungusların Bitki Dokusuna Girişleri ve Bitkiden Bitkiye Taşınmaları Fungusların bitki dokularına girebilmeleri için yaralar ya da doğal açıklıklar olması gerekmez. Fungus hifleri mekanik veya kimyasal yollarla sağlıklı bitki dokularına girebilme yeteneğindedirler. Fungus (liflerinin bitki dokusuna mekanik olarak girişi enfeksiyon çivisi ya da apressoryum denilen sivri hif uçlarının basınçla bitki dokusunu delmesiyle gerçekleşir. Kimyasal giriş ise fungus emzimlerinin bitki hücre duvarlarını eritmesiyle olur. Bitki içine giren fungus hifleri hücreler arasında, hücreler içinde ya da iletim dokularında yayılarak bitkiyi istila ederler. Fungusların bitkiden bitkiye taşınmaları aktif ya da pasif taşınma şeklinde olur. Aktif taşınma, hareketli fungus sporlarının toprak suyunda yüzerek sağlıklı bitki köklerine ulaşmasıdır. Pasif taşınmada ise rüzgâr, yağmur ve sulama suları, böcekler ve diğer hayvanlar, insanlar rol oynarlar. Aktif taşınma yalnızca hareketli zoosporları olan Myxomycetes, Chytridiomycetes ve Oomycetes sınırlarındaki funguslarda görülür. Bunların dışında kalan ve fungusların çoğunluğunu oluşturan gruplarda ise pasif taşınma söz konusudur. Fungusların ertesi yıla geçişleri toprakta ya da bitki artıklarında kalan dayanıklı miseller, sklerotler, dinlenici sporlar veya eşeyli üreme sonucu oluşan dayanıklı yapılarla olur.
Bitkilerde Meydana Getirdikleri Belirtiler Funguslar bitkilerde çok değişik tipte belirtiler meydana getirirler. Bitki hücrelerini ya da dokularını öldürerek neden oldukları nekrotik simptomlar; yaprak lekeleri, yanıklıklar, gövde veya dal kanserleri, geriye doğru ölüm, kök çürüklüğü, çökerten, gövde veya sap çürüklükleri, etli dokularda kuru veya yumuşak çürüklükler, antraknoz ve uyuz belirtileridir. Bundan başka lobut köklülük, gal veya siğil oluşumu, yaprak kıvırcıklığı gibi hiperplastik ve cücelik gibi hipoplastik belirtiler de oluştururlar.
Funguslarla Mücadele Mücadelede esasen kültürel tedbirler önem taşır. Sağlıklı üretim materyali kullanılması, hastalıklı bitki artıklarının imha edilmesi, ara konukçu ve vektörlerin ortadan kaldırılması, rotasyon ve dayanıklı bitki çeşitlerinin yetiştirilmesi gibi önlemler her hastalığın önlenmesinde etkili olabilecek uygulamalardır, ama yinede bazı fungal hastalıklarla mücadelede kimyasal preparatların kullanılması gerekebilir. Toprak kökenli etmenler için toprak fümigasyonu, tohumla taşınan etmenler için sistemik fungusitlerle ilaçlaması, bitkinin toprak üstü kısımlarında zararlı etmenler için de yeşil aksam ilaçlaması önerilir.
Funguslarda Sınıflandırma ve Bitkilerdeki Önemli Fungal Hastalıklar Funguslar, eşeyli ve eşeysiz üreme sırasında oluşturdukları özel yapılar dikkate alınarak sınıflandırılırlar. Mycota yani funguslar alemi iki bölüme ayrılır: Myxomycota ve Eumycota.
Myxomycota ve Eumycota Arasındaki Fark Nedir? Myxomycota, hayvan benzeri vejetatif durumda hücre duvarlarından yoksun mantar benzeri balçık küfüdür, ökaryotik heterotrofik duvarlı mikroorganizmalar olan eumycota gerçek mantardır. Yani bu, myxomycota ve eumycota arasındaki temel farktır. Myxomycota Kingdom Protista’ya, eumycota ise Kingdom Fungi’ye aittir. Myxomycota organizmaları vejetatif durumlarında bir hücre duvarından yoksundur, eumycota mantarları ise kitinden oluşan sert bir hücre duvarına sahiptir. Ayrıca myxomycota ve eumycota arasındaki diğer bir fark beslenmeleridir. Myxomycota üyeleri fagotrofiktir, mantarlar ise saprofitik, parazitik veya simbiyotik olabilir. Myxomycota, balçık küfleri olarak bilinen mantar benzeri organizmalardır. Kingdom Protista’ya aitler. Buna karşılık, eumycota, Kingdom Fungi’ye ait gerçek mantardır. Kitinden yapılmış hücre duvarları var. Bununla birlikte, myxomycota üyeleri vejetatif durumlarında hücre duvarlarından yoksundur. Bu, myxomycota ve eumycota arasındaki farkı özetler.
1. BÖLÜM Myxomycota: Bunlara akışkan veya sümüksü funguslar denir. Bu grup funguslarda gerçek bir misel yapısı yoktur. Bunun yerine çıplak, amipsi, çok çekirdekli “plasmodium” denilen yapıya sahiptirler Bu bölümde bitki patojeni funguslar iki sınıfta toplanmıştır.
Sınıf 1. Myxomycetes: Miselleri yoktur. Yapılan plasmodiumdan ibarettir. Çoğalmaları hareketli zoosporlarla olur.
-Takım 1. Physarales: İki kamçılı zoosporları vardır. Fuligo, Mucilago ve Physarum cinslerine bağlı funguslar otsu bitkilerde akışkan çürüklüğe neden olurlar.
Sınıf 2. Plasmodiophoromycetes
Takım 1. Plasmodiophorales: Plasmodiumlarim konukçu bitki kök ve gövde hücrelerinde oluştururlar, iki kamçılı zoosporları vardır.
Plasmodiophora brassicae: Haçligillerde kök uru hastalığına neden olur.
Polymyxa graminis. Hububatta kök çürüklüğü yapar.
Polymyxa betae: Şeker pancarlarında kök çürüklüğüne neden olur.
Spongospora subterranea: Patateslerde tozlu uyuz hastalığı etmenidir.
2. BÖLÜM Eumycota: Gerçek funguslar denir. Thallus, dallanmış ipliksi miselyumdan ibarettir. Beş altbölümde incelenir.
Altbölüm 1. Mastigomygotina: Eşeysiz çoğalma zoosporlarla olur. Miselyum bölmesizdir.
Sınıf 1. Chytridiomycetes: Zoosporlar tek kamçılıdır. Eşeyli üremede meydana gelen gametler morfolojik olarak birbirinin aynıdır.
Takım 1. Chytridiales: Hücre duvarı vardır; fakat, gerçek bir miselyumu yoktur. “Rhizomycelium” denilen kök şeklinde uzantıları vardır.
Olpidium brassicae: Lahanalarda kök çürüklüğü yapar.
Physoderma maydis: Mısırlarda kahverengi leke hastalığı etmenidir.
Synchytrium endobioticum: Patateslerde siğil hastalığına neden olur. Patates x virüsünün de vektörüdür.
Urophlyctis alfalfae: Yoncalarda siğil hastalığı etmenidir.
Sınıf 2. Oomycetes: Zoosporlar sporangium içinde oluşur. Zoosporlar çift kamçılıdır. Eşeyli üremeden sonra oluşan dinlenme sporları (oosporlar) morfolojik olarak birbirinden farklı gametlerin (dişi gamet: oogonium, erkek gamet: antheridium) birleşmesiyle oluşur.
Takım 1. Saprolegniales : Zoosporlar uzun, silindirik sporangiumlar içinde oluşur. Aphanomyces spp. Birçok bitkide kök çürüklüğüne neden olurlar.
Takım 2. Peronosporales: Bu takımda önemli bitki patojenleri bulunmaktadır. Familya 1. Pythiaceae : Bu grupta, yaşamlarının bir kısmını toprakta geçiren fakültatif parazitler yer almaktadır. İki önemli cins vardır; bunlar Pythium ve Phytophthora cinsleridir.
Pythium spp. Ani solgunluk( Çökerten) Bu cinse ait funguslarda zoosporlar vesicle içinde oluşur. Dünyanın her yerinde yaygın olarak bulunan bitki patojenleridir. Kültür bitkilerinde tohum, kök, gövde veya meyve çürüklüğüne neden olan 100 ‘den fazla türü vardır. Dünyada ve ülkemizde en yaygın türlerden biri P. ultimum ‘dur. Pythium türlerinin bitkilerin fide döneminde neden oldukları tohum ve kök çürüklüğüne, çıkış öncesi veya sonrası “çökerten hastalığı” adı da verilmektedir. Sebze ve tütün fidelikleri hastalığın en çok dikkat çektiği yerlerdir. Fidelerde solgunluk ve sararma ortaya çıkar, bir süre sonra bu bitkiler kök boğazından devrilerek toprağa düşer ve ölürler. Sararmış bitkiler topraktan çekildiklerinde kolayca çıkarlar. Bunların kök boğazlarının inceldiği ve kahverengileştiği, ince köklerin tamamen tahrip olduğu görülür. Bunun sonucunda fidelikte yer yer boşluklar meydana gelir. Tohum ve fide ölümleri sonucu ekonomik kayıp ortaya çıkar. Hastalık ağır, fazla su tutan topraklarda, nemli ve serin koşullarda daha sık görülmektedir.
Mücadelesi: Küçük alanlarda (fidelik ve seralarda) toprak dezenfeksiyonu önerilebilir. Ayrıca rekabetçi mikroorganizma yoğunluğunun artırılması etkili olabilir. Phytophthora türleri ise tek ve çok yıllık bitkilerde mildiyö, kök ve gövde çürüklüğü veya kök boğazı yanıklığı gibi değişik hastalıklara neden olabilirler. Çoğu obligat parazittir. Zoosporları doğrudan doğruya sporangium içinde oluşur. Ülkemizde bulunan önemli türler; domates ve patateste mildiyö hastalığı etmeni P. infestans, biberlerde kök boğazı yanıklığı etmeni P. capsici ve turunçgillerde kahverengi meyve çürüklüğü ve gövde zamklanma hastalıkları etmeni P. citrophthora ‘dır.
Phytophthora infestans: Patates mildiyösü (Geç yanıklık)
Etmen Solanaceae familyasında bulunan bitkilerde, özellikle domates ve patateslerde zararlı olmaktadır. Hastalık, bitkilerin yaprak ve gövdelerinde, patateslerde bunlara ek olarak yumrularda etkili olur. Herhangi bir mücadele yöntemi uygulanamadığında ürünü tamamen yok edebilir. Zararın şiddeti çoğunlukla hava koşullarına bağlı olarak değişmektedir. Hastalığın ilk belirtileri alt yaprakların özellikle uç ve kenar kısımlarında oluşan yuvarlak yada düzensiz şekilli lekelerdir. Bunlar hızla gelişerek daha geniş, kahverengi nekrotik alanları oluştururlar.
Yaprağın alt yüzeyinde ise lekeli kısımlarda beyazımsı gri renkte fungal gelişme dikkati çeker. Nemli koşullarda hastalık hızla ilerleyerek, yaprakların esmerleşerek çürümesine neden olur. Kuru havalarda hastalık daha yavaş gelişir, yapraklar kıvrılarak kururlar. Uygun koşullarda birkaç gün gibi kısa bir sürede hastalık yaprakları tamamen öldürebilir. Yumrularda önce dış tabakada kahverengileşme dikkati çeker. Bu koyu renkli lekeler hızla yumrunun iç kısmına doğru gelişir, geniş alanlar halinde sert, kahverengi çürük dokular meydana gelir. Hastalık depolanmış yumrularda gelişmeye devam eder; fakat, genelde sağlıklı yumrulara bulaşmaz. Nemli, ılık ve havalanması iyi olmayan depolarda hastalıklı yumrular sekonder bakteriler tarafından istila edilir ve yumuşak çürüklük oluşur. Etmen bulaşık yumrularda misel halinde kışı geçirir. Uygun koşullarda, tarlada kalan bulaşık yumrularda bulunan misellerinin ucunda sporangioforlar ve limon şeklinde sporangiumlan oluşur. Yağmur suları ve rüzgarla bunlar etrafa yayılır ve %90’ın üzerinde nispi nemde çimlenerek enfeksiyonu gerçekleştirirler.
Daha nemli koşullarda sporangiumlar içinde oluşan çift kamçılı zoosporlar toprak suyunda yüzerek sağlıklı yumrulara ulaşır ve enfeksiyonu oluştururlar. Birbiriyle uyuşabilen ırklar bir arada bulunduğunda etmenin eşeyli çoğalma organları olan oogonium ve antheridiumlar oluşur; Bunların birleşmesiyle meydana gelen oospor dayanıklı bir yapıdır ve etmen bu şekilde toprakta canlılığını sürdürebilir.
Mücadelesi: Öncelikle kültürel tedbirler alınmalıdır. Sağlıklı yumrular kullanılmalı, geç olgunlaşan çeşitleri yetiştirmekten kaçınılmalıdır. Nispeten dayanıklı çeşitler tercih edilmelidir. Hastalıklı bitki artıkları tarladan uzaklaştırılarak imha edilmelidir, ilk belirtiler ortaya çıktığında kimyasal mücadeleye başlanmalıdır. Hastalığın her yıl ve şiddetli olarak görüldüğü yerlerde ise, belirtiler görülmeden, günlük ortalama sıcaklığın 16 °C ‘yi bulması kile ilaçlamaya başlanır ve 10-15 gün ara ile 2-3 ilaçlama yapılır. Kimyasal ı mücadelede, hazır bakirli preparatlar, ya da organik veya sistemik fungisitlerden herhangi biri uygun dozda kullanılabilir.
Familya 2. Albuginaceae (Beyaz paslar): Sporangiumlar zincir şeklinde oluşur. Obligat parazitlerdir.
Albugo spp. : Lahana, turp, semiz otu gibi bitkilerde beyaz pas denilen hastalığa neden olur. Hastalık belirtileri bitkilerin bütün toprak üstü organlarında görülebilir. Yaprak yüzeylerinde, özellikle alt yüzeyde, beyaz veya krem-san renkte, değişik büyüklükte püstüller oluşur. Bazı bitkilerde yapraklar etli, kalın kıvrık bir yapıya dönüşür. Enfeksiyon şiddetli olduğunda yapraklar küçük kalır, hatta tüm bitki cüceleşebilir. Etmen genç gövde ve çiçekleri enfekte ederse sistemik enfeksiyon başlar ve anormal doku gelişmelerine neden olur. Çiçeklerde şişkinlik ve şekil bozukluğu görülür. Etmen hücre büyümesini, bölünmesini, klorofil ve nişasta oluşumunu teşvik eder. Miselleri konukçu epidermisinin altında hücreler arasında gelişir ve kısa, dik, lobut şeklinde sporangiumlar ucunda zincir şeklinde sporangiumlan oluşur. Oluşan Sporangiumlar konukçu bitki epidermisin! iterek küçük bir çıkıntı halinde görünmesini sağlar: Daha sonra da epidermisin yırtılmasıyla krem-beyaz sporangiumlar açığa çıkar. Pas hastalıklarını andıran bu görüntü nedeniyle hastalığa beyaz pas denir. Bazı konukçular üzerinde ve belirli koşullarda etmenin oogonium ve antheridiumlarmin birleşmesiyle oosporları meydana gelir ve etmen hastalıklı bitki artıklarından toprağa geçen oosporlarla kışı geçirir.
Mücadelesi: Kültürel tedbirler mücadelede önemlidir. Etmenin konukçusu olmayan Cruciferae dışındaki bitkilerle yapılacak rotasyon etkili olur. Ayrıca çevrede bulunan ve etmene konukçuluk yapabilecek yabancı otlar ortadan kaldırılmalıdır.
Familya 3. Peronosporaceae (Mildiyö fungusları): Sporangioforlann uç kısmında bulunan ve “sterigma” denilen küçük çıkıntıların ucunda limon şeklinde sporangiumlar oluşur ve bunlar rüzgarla taşınırlar. Obligat parazitlerdir. Bu familyada bulunan funguslar değişik bitkilerde mildiyö hastalıklarına neden olurlar. Bremia, Basidiophora, Sclerophthora, Sderospora, Peronospora, Pseudoperonospora, Plasmopara cinslerine bağlı türler farklı konukçularda zarara neden olurlar.
Plasmopara viticola: bağ mildiyösü,
Bremia lactucae: marul mildiyösü,
Sderospora graminicola: buğdaygillerde mildiyö,
Basidiophora entospora: Compositae familyasına bağlı bitkilerde mildiyö,
Pseudoperonospora cubensis : hıyar mildiyösü etmenleridir.
Peronospora tabacina: Tütün Mildiyösü (Mavi küf) Hastalık fide döneminde başlar. Genç tütün yapraklarının üst yüzeyinde önce küçük sarı lekeler halinde görülür. Nemli koşullarda lekelerin yaprağın alt yüzeyine gelen kısmında grimsi-mavi renkte etmenin misel, sporangiofor ve sporangiumlannda oluşan bir küf tabakası dikkati çeker. Uygun koşullarda (nispi nem yüksek olduğunda) hastalık tarladaki bitkilerde de görülür. Zamanla bitkilerin tüm yaprak alanı etkilenir, genç bitkiler ölebilir. Daha yaşlı bitkilerde ise yaprak lekeleri zamanla genişler, birbiriyle birleşir, başlangıçta sarı olan lekeler nekrotikleşir, kahverengiye dönüşür. Şiddetli enfeksiyonlarda yapraklar kahverengileşir ve kurur, bitki yavaş yavaş ölüme doğru gider. Etmen kışı tarlada kalan bitki artıkları üzerinde oospor halinde geçirir, ilkbaharda, uygun koşullarda oosporlar çimlenerek misel ve sporangiumlan oluşturur, bunlar enfeksiyonları başlatır ve sürdürür.
Mücadelesi: Kültürel önlemler alınmalıdır. Ayrıca fidelikte ve tarlada koruyucu ve sistemik fungisitlerden biri kullanılır.
Altbölüm 2. Zygomycotina: Eşeyli çoğalmada oluşan zygospor, (+) ve (-) karakterli iki hifin birleşmesiyle oluşur. Miselleri bölmesizdir. Eşeysiz üremede ise sporangiumlar içinde hareketsiz aplanosporlar oluşur.
Sınıf 1. Zygomycetes (Ekmek küfleri) Takım 1. Mucorales: Hareketsiz eşeysiz sporlar terminal sporangia içinde oluşur. Rhizopus nigricans: Meyve ve sebzelerde yumuşak çürüklük yapar. Mucor spp.: Çürüyen gıdalar üzerinde oluşur. Choanephora cucurbitarum : Kabakta yumuşak çürüklük yapar.
Takım 2. Endogonales: Mycorizal funguslardır. Sporlarını toprakta tek tek yada zygospor, klamidospor veya sporangia içeren sporokarplar (spor muhafaza organı) içinde oluşturur. Endogone ve Glomus cinclerine bağlı türler en yaygın mikorizal funguslardandır.
Altbölüm 3. Ascomycotina : Eşeysiz çoğalma konidilerle olur. Eşeyli çoğalmada sporlar “askus” (ascus) denilen kesecikler içinde oluşur. Askuslar genellikle 8 adet askospor taşırlar, bunlar olgunlaşmca basınçla fırlatılırlar. Askuslar genellikle “askokarp” (ascocarp) denilen koruyucu organlar içinde oluşur.
Sınıf 1. Hemiascomycetes : Askuslar açıkta oluşur, askokarp yoktur.
Takım 1. : Endomycetales (Mayalar) Saccharomyces cerevisiae : Ekmek mayası
Takım 2. Taphrinales : Askuslar çift çekirdekli askogen hücrelerden çıkar. Taphrina pruni: Eriklerde cep hastalığına, Taphrina cerasi: Kirazlarda cadı süpürgesi oluşumuna neden olurlar
Taphrina deformans : Şeftali yaprak kıvırcıklığı (Glok) Ağaçlarda dikkati çeken ilk belirti yaprakların kırmızımsı veya morumsu renge dönüşmesi ve şişkin, kıvırcık bir yapı almasıdır. Daha sonra bunlar üzerinde etmenin çoğalma yapılan olan askusları meydana gelir ve yapraklar bu dönemde sarımsı veya grimsi kırmızı görünürler. Daha sonra da kahverengileşerek dökülürler. Çiçek tomurcukları , genç meyveler ve sonraki yılın sürgünleri de hastalıktan etkilenirler. Bulaşık sürgünler şişkin ve kısadır ve yaz döneminde ölürler. Etmenin konukçu dokuları üzerinde, serbest halde, açıkta oluşan askusları içinde meydana gelen askosporların tomurcuklanmasıyla konidileri oluşur. Bunlar da yeniden tomurcuklanarak daha kalın duvarlı konidileri meydana getirirler ve bu şekilde etmen konukçu tomurcuk ve sürgünleri üzerinde kışı geçirir. İlkbaharda konidiler çimlenerek enfeksiyonu gerçekleştirirler ve hastalığın belirtileri ortaya çıkar. Mücadelesi: Mücadeleye en iyi cevap veren hastalıklardan birisidir. Zamanında ve uygun bir fungisitle yapılacak ilaçlama hastalığı tamamıyla önler. Mücadele edilmediğinde aşırı yaprak dökümü sonucu meyveler küçük oluşur veya meyve dökümü olur. Ayrıca tomurcuk ve sürgünler zarar gördüğü için ağaç zayıf düşer. Erken ilkbaharda, yaprak tomurcukları şişkinleşmeden önce ve sonbaharda yaprak dökümünden sonra yapılacak ilaçlamalar hastalığı önler. Bu amaçla Bordo Bulamacı kullanılabilir.
Sınıf 2. Plectomycetes : Askuslar kleistotesyum (cleistothecium, çoğulu: cleistothecia) denilen, tamamen kapalı, küre şeklinde askokarplar içinde oluşur.
Takım 1. Erysiphales : Bu takımda bulunan funguslar bitkilerde Külleme hastalıklarına neden olurlar. Ektoparazit funguslardir. Yani konukçu bitki dokuları yüzeyinde gelişme gösterirler ve haustoryum denilen emeçlerini hücre içine göndermek suretiyle besinlerini temin ederler. Eşeysiz dönemde oluşturdukları konidiler zincir şeklinde oluşarak bitki dokuları üzerinde beyaz bir misel ve konidi örtüsü oluşturdukları için, bitki üzerine kül serpilmiş gibi bir görünüm ortaya çıkar. Bu görüntü nedeniyle Külleme hastalığı adını almıştır. Mevsim sonunda kül benzeri tabaka üzerinde siyah noktacıklar halinde etmenlerin eşeyli çoğalma organları olan kleistotesyumlar oluşur. Bu yapıların bitki dokuları üzerine tutunmasını sağlayıcı tutunucu organların tipi değişik külleme funguslarında farklı farklıdır ve bu kriter teşhiste yardımcı olur. Başlıca külleme fungusları; Uncinula, Erysiphe, Phyllactinia, Sphaerotheca, Microsphaera, Podosphaera ve Leveillula cinslerine bağlı türlerdir.
Erysiphe graminis : hububatta küllemeye,
Phyllactinia suffulta: fındık küllemesine,
Sphaerotheca pannosa: şeftali küllemesine,
Microsphaera alni: meşe küllemesine,
Podosphaera leucotricha : elma küllemesine ve
Leveillula taunca: Solanaceae familyasına bağlı bitkilerde külleme hastalığına neden olmaktadır.
Uncinula necator: Bağ küllemesi Bağlarda ilk belirtiler yaprakların üst yüzeyinde yer yer sararma şeklinde görülür. Kısa bir süre sonra yaprakların hem alt hem üst yüzeyinde kirli beyaz renkte, kül serpilmiş gibi bir görünüm oluşur. Zamanla yapraklar kahverengileşir ve kurur. Aynı belirtiler omcanın diğer kısımlarında da ortaya çıkabilir. Hastalıklı salkımlardaki meyveler küçük kalır, meyve üzerinde çatlaklar oluşur, meyve eti ve çekirdekler açığa çıkar. Daha iri, olgunlaşmasını tamamlamak üzere olan meyvelerde ise çok ince, koyu renkli ışınsal çizgiler şeklinde fungus gelişimi olur.
Etmen kurak koşullarda daha fazla zararlı olur. Mildiyö hastalığının aksine su damlası ve yüksek nem sporların çimlenmesini olumsuz yönde etkiler. Etmen kışı bitkilerin çeşitli kısımlarında, tomurcuk pulları arasında dayanıklı misel halinde geçirebilir. Bu durumda enfeksiyonlar konidilerle başlar. Kışı sert geçen bölgelerde ise kleistotesyum halinde de kışlayabilir, o taktirde primer enfeksiyonlar askosporlarla gerçekleşir.
Mücadelesi: Hastalığa karşı kültürel ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanır. Kimyasal mücadelede zamanlama önemlidir. Çiçekler açmadan, sürgünler 20-30 cm boyda iken ilk ilaçlama, koruklar saçma büyüklüğünde iken de ikinci ilaçlama tavsiye edilmektedir. İklim koşullarına bağlı olarak, gerekirse ilaçlamalar tekrarlanır. Külleme hastalıklarına karşı kükürtlü veya sistemik fungisitler kullanılabilir.
Sınıf 3. Pyrenomycetes: Askuslar, peritesyum (perithecium, çoğulu: perithecia) denilen, üst kısmı açık, testi şeklinde askokarplar içinde oluşur.
Takım 1. Sphaeriales: Bu grupta bulunan funguslar eşeyli çoğalma döneminde koyu renkli peritesyumlar oluştururlar.
Botryosphaeria (Physalospora) obtusa: elmada siyah kök ve kurbağa gözü yaprak lekesi hastalığına,
Ceratocystis ulmi: karaağaçlarda solgunluğa,
Eutypa armeniacae: asma ve kayısıda geriye doğru ölüme,
Glomerella cingulata: değişik bitkilerde antraktoz ve elmada acı çürüklüğe,
Gnomonia leptostyla: ceviz antraknozuna,
Rosellinia necatrix: kök çürüklüğüne,
Valsa spp. : gövde kanserine,
Xylaria spp. : kök çürüklüğüne neden olan etmenlerdir.
Cryphonectria (Endothia) parasitica : Kestane kanseri Dünyada kestanenin bulunduğu her yerde görülen ve Amerikan Kestanelerinin tamamını öldürecek kadar tahripkar olabilen hastalık ülkemizde 1968 yılında tespit edilmiştir. O günden beri de tüm kestane alanlarımızda yayılma eğilimindedir ve kestane üretimini tehdit etmektedir. Etkin bir kimyasal mücadele yönteminin olmaması hastalığın önemini bir kat daha artırmaktadır.
Etmen bitki dokularına sadece yaralardan girebilmekte, sağlıklı bitki dokusundan enfeksiyon yapamamaktadır. Askosporları rüzgarla, piknitler içinde oluşan konidileri ise yağmur sularıyla, böcek ve kuşlarla taşınıp yayılırlar. Enfeksiyondan sonra iletim demetlerinde, ksilemde çoğalıp ilerleyen fungus burada zamklaşmaya neden olur. iletim aksadığı için ağaçta gelişme geriler. Bitki yavaş yavaş kuruyarak ölüme yaklaşır. Hastalığın en tipik belirtisi ağaçların gövde kısmında, kabukta oluşan kızarma, şişkinlik ve çatlamalardır. Hastalıklı kabuk kaldırıldığında odunda kırmızımsı kahverengi renk değişikliği göze çarpar. Ayrıca yine kabuk altında etmenin yelpaze şeklinde gelişen beyaz misel demetleri görülebilir. Kabuk üzerinde ise etmenin kırmızımsı turuncu renkte çoğalma yapıları (piknit ve peritesyumlar) küçük çıkıntılar halinde oluşur. Hastalıklı dallarda etkili olmuşsa, hastalıklı kısmın üzerinde kalan bölüm, gövdede etki göstermişse, önce bazı dallar, sonra da tüm ağaç kuruyarak ölür.
Mücadelesi: Hastalığın yayılmasını yavaşlatıcı ve bulaşmasını önleyici tedbirler önem taşır. Ağaçlarda herhangi bir şekilde yara açılması önlenmeli, kabuk böcekleriyle etkili bir mücadele yapılmalıdır. Hastalıklı kısımlar kesilerek dezenfekte edilip macunla kapatılmalıdır. Ayrıca biyolojik mücadele yöntemi olarak, hastalık etmeninin hipovirulent ırklarının kullanım olanakları ve dayanıklı çeşit ve tiplerinin yetiştirilmesi üzerinde araştırmalara ağırlık kazandırılmalıdır.
Takım 2. Hypocreales: Bu grupta bulunan funguslar açık renkli ya da kırmızı veya mavi peritesyum oluştururlar.
Gibberella spp. : hububatta gövde çürüklüğüne,
Nectria spp.: ağaçlarda dal ve gövde kanserine neden olurlar.
Claviceps purpurea : Çavdar mahmuzu hastalığı Dünyanın her yerinde esasen çavdar ve buğday bitkilerinde, daha seyrek olarak da arpa ve yulaflarda görülen bir hastalıktır. Hububat başaklarında tohumların arasında oluşan etmenin morumsu-siyah renkteki, uzunca sklerotlan, insanlarda ve besi hayvanlarında toksik olan kimyasallar içerdiği için hastalığa önem verilmelidir. Etmenin sklerotlan ile bulaşık undan yapılmış ekmeği tüketen insanlarda beyin ve sinir sistemi etkilenir. Bunun sonucunda el ve ayaklarda kangren, ciltte yanma hissi, şiddetli halüsinasyonlar ve akli dengesizlik ortaya çıkar.

Boşluklar aynı temel üzerinde oluşmuştur ve çok sayıda askus içerirler.
Capnodium spp. : Yapraklar üzerinde yüzeysel gelişen küf oluştururlar.
Didymella (Mycosphaerella) spp.: Değişik bitkilerde yaprak lekelerine neden olurlar.
Guignardia bidwellii: Asmalarda siyah çürüklük etmenidir.
Takım 3. Pleosporales : Boşluklar aynı temel üzerindedir, çok sayıda askus bulunur.
Cochliobolus sativus : hububatta yaprak lekesi ve kök çürüklüğüne,
Gaeumannomyces (Ophiobolus) graminis : hububatta kök boğazı yanıklığına,
Pyrenophora spp. : hububatta ve çim bitkilerinde yaprak lekelerine,
Venturia spp. : meyve ağaçlarında kara leke hastalıklarına neden olmaktadırlar.
Venturia inaegualis : Elma kara lekesi Elma yetiştirilen hemen her yerde görülen en önemli elma hastalığıdır. Mücadele edilmediği takdirde ekonomik önemde zarara neden olur. En önemli etkisi kalitesiz ve küçük meyve oluşumuna sebep olmasıdır. Fakat bunun yanında aşırı yaprak dökümü, meyve dökümü ve ertesi yılın meyve tomurcuklarının zayıf gelişmesi gibi olumsuz etkileri de vardır.
Hastalık yapraklarda küçük, yeşilimsi siyah kadifemsi lekeler halinde başlar. Lekeler zamanla genişleyerek yaprak alanının büyük bir kısmı lekelerle kaplanabilir. Meyveler üzerinde de aynı şekilde siyah lekeler oluşur. Erken dönemde hastalığa yakalanan meyvelerde derin çatlaklar oluşabilir, meyveler bozuk şekilli olabilir. Etmen kışı yere dökülen yapraklar üzerinde geçirir. İlkbaharda, küçük, küre şeklinde koyu renkli askostroma içinde olgunlaşan askosporlar ilk enfeksiyonlardan sorumludur.Yaprak lekeleri üzerinde bol miktarda oluşan konidiler ise mevsim boyunca sekonder enfeksiyonları oluştururlar.
Mücadelesi: Yere dökülen bulaşık yaprakların imhası, dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi gibi kültürel önlemler de hastalığın azaltılmasında etkili olmakla birlikte; esasen , kimyasal mücadele hastalığı ekonomik olarak önlemede en etkili yoldur. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar sonucunda ilaçlama sayısı oldukça azaltılmıştır. Yaprak tomurcuklarının açılmaya başladığı dönemde başlayan ilaçlamalar, pembe çiçek tomurcuğu, çiçek taç yapraklarının % 80’inin döküldüğü ve meyvelerin fındık büyüklüğünü aldığı dönemler de olmak üzere birkaç kez tekrarlanır. İlk iki ilaçlamada bakirli, daha sonraki ilaçlamalarda ise organik fungisitlerden herhangi biri kullanılır.
Sınıf 4. Discomycetes : Askuslar, “apotesyum” (apothecium, çoğulu: apothecia) adı verilen kadeh şeklindeki askokarplar üzerinde oluşur. Takım 1. Phacidiales : Apotesya stroma içinde oluşur. Rfiyti’sma acerinum : Karaağaçlarda katran hastalığı etmenidir. Takım 2. Helotiales : Apotesya bazen stromadan veya sklerotlardan çıkar. Askuslann tepesi açıktır. Diplocarpon rosae : güllerde kara leke, Higginsia (Coccomyces) hiemalis: kiraz yaprak lekesi, Lophodermium pinastri: çamlarda ibre yanıklığı, Pseudopeziza medicaginis: yoncalarda yaprak lekesi, Sclerotinia sclerotiorum : değişik bitkilerde beyaz çürüklük, Monilinia fructigena : yumuşak çekirdekli meyve ağaçlarında monilya, M. linhartiana: ayvalarda monilya hastalığı etmenleridir.
Monilinia laxa: Sert çekirdekli meyve ağaçlarında monilya (kahverengi çürüklük)
Etmen çiçek enfeksiyonu sonucu taş çekirdekli meyve ağaçlarının çiçeklerinde yanıklığa neden olur. Bulaşık çiçeklerin bulunduğu sürgünlerde yaralar oluşur. Buralarda oluşan konidiler meyvelerde enfeksiyona neden olurlar ve bunun sonucunda meyveler üzerinde içice halkalar şeklinde, üzerinde konidi kitleleri bulunan kahverengi çürüklük oluşur. Bulaşık meyvelerin toplanması ile çürüklük depo koşullarında yayılabilir. Bahçede çürüyen meyveler bir süre sonunda sularını kaybederek buruşur, sert mumya meyveler haline dönüşür. Bunlar ertesi yıla kadar ağaçta kalabilir veya toprağa düşebilir. Ağaçta kalan mumya meyveler veya sürgünlerdeki kanser yaraları üzerinde bulunan konidiler primer enfeksiyonları başlatabildiği gibi, yere dökülen mumya meyveler üzerinde oluşan apotesyum’lardan kaynaklanan askosporlar da ertesi yılın ilk enfeksiyonlarını oluşturabilirler. Mumya meyveler sekonder etmenler tarafından zarar görmeden birkaç yıl toprakta kalabilir.
Mücadelesi: Mumya meyvelerin toplanıp imha edilmesi, inokulum miktarını azalttığı için etkili olur. Ancak etkin bir mücadele çiçek döneminde yapılacak bir ilaçlama ile sağlanabilir. Bu amaçla organik veya sistemik fungisitlerden herhangi biri kullanılabilir. Meyve enfeksiyonlarını önlemek için hasattan birkaç hafta önce başlamak üzere birkaç kez ilaçlama yapılabilir. Meyve enfeksiyonları genelde yaralardan olduğu için herhangi bir şekilde meyvelerde yara oluşumu önlenmelidir.
Alt bölüm 5. Basidiomycotina : Eşeyli dönemde “basidiospor” veya “sporidia” denilen sporlar, bir veya 4 hücreli “basidium” adlı organ üzerinde oluşurlar.
Sınıf 1. Hemibasidiomycetes (Pas ve rastık funguslan) : Basidium bölmelidir. “Teliospor” adı verilen kışlık dayanıklı sporların çimlenmesiyle meydana gelir.Teliosporlar tek tek yada grular halinde konukçu dokusunda kalır veya epidermisi yırtarak açığa çıkar.
Takım 1. Ustilaginales: Bu takımda bulunan funguslar bitkilerde sürme ve rastık hastalıklarının etmenidirler. Yaşamları boyunca yalnız iki spor dönemi geçirirler; teliosporlar ve basidiosporlar. Sphacelotheca türleri bazı bitkilerde baş rastığına, Urocystis türleri sap sürmesine, Tilletia türleri sürme ve Ustilago türleri de rastık hastalıklarına neden olurlar.
Tilletia caries, T. foetida : Buğdaylarda sürme hastalığı Dünyanın her yerinde görülen bir buğday hastalığıdır. Tohum ilaçlaması yapılmadığı takdirde ekonomik önemde zarar oluşturur. Hastalıkla bulaşık bitkiler sağlıklı bitkilere oranla daha kısadır ve renkleri de mavimsi yeşildir, kök sistemleri zayıf gelişmiştir. Hastalığın asıl tipik belirtileri ise başaklarda ortaya çıkar. Başaklar ilk oluştuğunda bunların rengi de sarımsı yeşil yerine mavimsi yeşildir. Olgunlaşma döneminde ise hastalıklı başaklarda başak ekseninin bozuk olması dikkati çeker. Daneler tırnakla ezildiğinde içlerinin siyah, yağımsı, toz halinde spor kitleleriyle dolu olduğu görülür. Hasat döneminde bu sporlar sağlıklı buğday danelerinin tüylü kısımlarına yapışır ve etmen ertesi yıla bulaşık tohumla geçer. Tohumun çimlenmesi sırasında, tohum üzerinde bulunan teliospor çimlenerek basidiumu oluşturur. Basidium üzerinde oluşan basidiosporlarının oluşturduğu iki miselin birleşmesi ile meydana gelen diploid misel, çim borusundan buğdayı enfekte eder. Etmenin miseli konukçu hücreleri arasında gelişerek bitkinin büyüme noktasına ulaşır ve bitki ile birlikte gelişmeye devam eder. Başaklanma döneminde başaklara ulaşan fungus miseli burada hücreler içinde gelişimini sürdürür ve bir süre sonra parçalara ayrılarak teliosporları oluşturur. Teliosporlar hasat sırasında danelere bulaşır yada toprağa dökülürler. Toprakta bu şekilde yıllarca canlılıklarını sürdürebilirler.
Mücadelesi: Temiz tohum kullanımı önem taşımaktadır. Kimyasal mücadelede koruyucu tohum ilaçlaması tavsiye edilir. Ayrıca tarlada hastalıkla bulaşık az sayıda başak varsa bunların hasattan önce toplanıp imha edilmesi etmenin sağlıklı tohumlara bulaşmasını önleyecektir.
Ustilago tritici: Buğdaylarda rastık hastalığı En belirgin simptomu bitkiler başaklanma dönemindeyken görülür. Genelde hastalıklı başaklar sağlıklılardan önce gelişir ve bunlar biraz daha uzun boylu olabilirler. Tüm başak, siyah bir spor kitlesi ile kaplı olarak görülür. Başlangıçta sporlar ince, şeffaf bir zarla çevrilidir, fakat bu zarın kısa bir süre içinde yırtılması ile sporlar serbest kalır. Birkaç gün içinde tüm sporların salınması ile başak ekseni çıplak kalır. Çevrede bulunan sağlıklı bitkiler çiçeklerime dönemindeyken uçuşan teliosporlar çiçeklere konar, burada çimlenerek basidium ve basidiosporları oluşturur. İki basidiosporun çimlenmesi ile oluşan misellerin birleşmesi sonucu ortaya çıkan diploid misel çiçeği enfekte eder. Gelişmeye devam ederek oluşan tohumun içine geçer ve burada dormant halde kalır. Ertesi yıl bulaşık tohumun ekilmesi ile tohumun içinde bulunan misel konukçu bitki hücreleri arasında gelişmeye başlar ve bitkinin büyüme noktasına ulaşarak bitki ile birlikte gelişimini sürdürür ve sonunda başağa kadar ulaşır. Başak oluştuğunda çiçeklerin yerine teliospor yığınları görülür.
Mücadelesi: Tohumların sistemik bir fugisitle ilaçlanması önerilir. Kültürel mücadele olarak temiz tohum kullanımı önem taşır.
Takım 2. Uredinales : Eşeyli çoğalmada, “spermagonium” adı verilen çoğalma organları üzerinde bulunan özel alıcı (reseptif) hifler, yine bu organlar içinde oluşan, “spermatia” denilen sperm hücreleri tarafından döllenir. Aeciospor, üredospor, teliospor ve basidiosporlar olmak üzere değişik spor dönemleri vardır.
Cronartium spp. : çamlarda ,
Melampsora spp. : kauçuk, kavak ve soğanlarda,
Phragmidium subcorticinum: güllerde,
Puccinia spp. : tahıllarda,
Uromyces spp.: baklagillerde pas hastalıklarına neden olmaktadırlar.
Gymnosporangium spp.: elma ve armutlarda memeli pas etmenidir.
Puccinia graminis f.sp. tritici: Buğday kara pası Asıl konukçusu buğday olmakla birlikte; arpa, yulaf, çavdar gibi birçok bitkide hastalık meydana getirebilmektedir. Berberis ve bazı Mahonia türleri ise etmenin eşeyli dönemini tamamladığı ara konukçularıdır.
Pas hastalığının “püstül” adı verilen, yaklaşık 2×5 mm, uzunca, kabarık tipte lekeleri bitkilerin yaprak veya gövdelerinde oluşabilmektedir.
Etmen kışı üredospor veya serin bölgelerde teliospor halinde bitki artıkları üzerinde geçirir, ilkbaharda teliosporların çimlenmesiyle oluşan basidium üzerinde basidiosporlar meydana gelir. Bunlar rüzgarla çevrede bulunan Berberis çalıları üzerine taşınarak bunların yaprakları üzerinde spermagonyumlanni oluştururlar. Spermagonyumlar içinde oluşan spermatyum (spermatium, çoğulu: spermatia), yapışkan bir sıvıyla dışarı salınır. Yağmur suları, çiğ yada böcekler tarafından taşınan spermatyumlar, fungusun zıt karakterli ırkları tarafından oluşturulan spermagonyumlarm kenarında bulunan alıcı hifler tarafından tutulur. Bu şekilde döllenen hif Berberis yapraklarının alt yüzeyinde parlak turuncu renkte esium (aecium)’lar içinde esiosporlan (aeciosporlar) oluşturur, ilkbahar sonlarında rüzgarla buğday bitkileri üzerine taşınan esiosporlar enfeksiyonu gerçekleştirirler. Buğday yaprakları üzerinde etmenin kiremit rengi üredospor püstülleri meydana gelir. Üredosporlar yaz mevsimi boyunca rüzgarla taşınarak sekonder enfeksiyonları oluştururlar.Ilıman bölgelerde etmen üredospor halinde yıl boyunca yaşamını sürdürebilir. Kışı daha sert geçen bölgelerde ise sonbaharda oluşan teliosporlar etmenin kışı geçiren sporlarıdır.
Mücadelesi: Etmenin ara konukçularının ortadan kaldırılması gerekir. Dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi etmenin zararını azaltır. Fakat fungus yeni ırklar meydana getirebildiği için dayanıklılığı çok sayıda genle idare edilen ve kalıcı olan çeşitler tercih edilmelidir. Kimyasal mücadele çoğu zaman ekonomik olmadığı için tavsiye edilmemektedir. Ancak çok hassas çeşitlerde gerekli olabilir. Bu takdirde organik veya sistemik fungisitlerden herhangi biri (çoğunlukla oxycarboxin etkili maddeye sahip fungisitler) yeşil aksam ilaçlamasında kullanılabilir.
Sınıf 2. Hymenomycetes : Bölmesiz basidiumlar “hymenium” denilen bir tabaka içinde ve bazen “basidiokarp” (basidiocarp) denilen koruyucu bir organ içinde oluşurlar. Basidium açığa çıktıktan sonra sporlar sterigmalardan koparak serbest kalır.
Takım 1. Exobasidiales : Basidiocarp yoktur, basidium hastalıklı doku üzerinde oluşur. Exobasidium spp. : Süs bitkilerinde yaprak çiçek ve gövdelerde gal meydana getirir.
Takım 2. Aphyllophorales (Polyporales) : Hymenium küçük deliklerin yada tüp şeklindeki yapıların yüzeyinde oluşur.
Aethelia (Sclerotium) spp.: Birçok bitkide kök ve gövde çürüklüğü.
Corticium spp. : kök çürüklüğü,
Heterobasidion spp.: birçok ağaçta öz çürüklüğü,
Lenaites spp.: ibreli ağaçlarda kahverengi çürüklük,
Polyporus spp. : birçok ağaçta kök ve gövde çürüklüğü,
Poria spp. : orman ağaçlarında odun ve kök çürüklüğü, S
Chizophyllum spp.: orman ağaçlarında beyaz çürüklük,
Stereum spp. : ağaçlarda odun çürüklüğü ve gümüşi yapraklılık etmenleridir.
Takım 3. Tulasnellales : Saprofit, mikorizal veya parazitik funguslardir. Basidiokarplan örümcek ağı gibi, mumsu görünüştedir.
Thanatephorus (Rhizoctonia) spp.: birçok bitkide kök ve gövde çürüklüğü,
Typhula spp. : çim bitkilerinde kar çürüklüğü veya yanıklık.
Takım 4. Agaricales : Hymenium tabakası ışınsal lameller üzerinde oluşur. Çoğu mikorizaldir.
Armillaria mellea : orman ve meyve ağaçlarında kök çürüklüğü,
Marasmius spp. : çim bitkilerinde çürüklük,
Pholiota spp.: orman ağaçlarında kahverengi odun çürüklüğü,
Pleurotus spp. : orman ağaçlarında beyaz çürüklük etmenleridir.
Altbölüm 4. Deuteromycotina : (Imperfect funguslar) Eşeyli dönemleri bilinmemektedir.
Sınıf 1. Coelomycetes : Konidiler piknitler veya aservuli içinde oluşur.
Takım 1. Sphaeropsidales : Konidiler piknitler içinde oluşur.
Ascochyta spp. : antraknoz ve yanıklık,
Coniothyrium sp.: böğürtlende yanıklık,
Cytospora sp. : çok yıllık bitkilerde gövde kanseri,
Diplodia maydis : mısırda sap ve koçan çürüklüğü, P
Homa lingam: haçligillerde siyah bacak hastalığı,
Phomopsis spp . : çok yıllık bitkilerde yanıklık ve gövde kanserleri,
Phyllosticta spp. : yaprak lekesi, Septoria spp.: yaprak lekesi hastalıklarına neden olurlar.
Takım 2. Melanconiales : Konidiler aservuli içinde oluşur. Bu takımda bulunan funguslar bitkilerde antraknoz hastalıklarına neden olurlar. Antraknoz, ülser anlamına gelen Yunanca bir kelimeden alınmış ve konukçu bitki dokuları üzerinde ülser benzeri lekeleri ifade etmektedir. Bu hastalık tüm dünyada yaygındır ve yonca, soğan, fasulye, tütün, kabakgiller, süs bitkileri gibi çok sayıda bitki türünü etkileyebilmektedir.
Coryneum (Stigmina) spp. : taş çekirdeklilerde yanıklık,
Cylindrosporium spp. : birçok bitkide yaprak lekesi,
Gloeosporium spp. : birçok bitkide antraknoz,
Marssonina spp. : marul ve cevizde antraknoz,
Melanconium fuligenum: asmada acı çürüklük,
Sphaceloma spp. : asmada, böğürtlende antraknoz, turunçgillerde ve avokadoda uyuz hastalıklarına neden olmaktadırlar.
Colletotrichum lindemuthianum : Fasulye antraknozu Hastalık fasulyelerin bütün toprak üstü organlarında belirti oluşturabilir. Yapraklarda özellikle yaprağın alt yüzündeki damarlar üzerinde uzun lekeler oluşur. Lekeler genelde koyu kahverengidir, nemli koşullarda üzerlerinde pembemsi spor yığınları görülebilir. Yaprak sapları, gövdeler ve hipokotiller de etkilenebilir, sonunda bitki çökerek ölür. Hastalığın en tipik belirtisi fasulye kapsüllerinde görülür. Önce küçük kahverengi lekeler oluşur, bunlar hızla gelişerek 1 cm çapa kadar ulaşırlar ve renkleri koyulaşır. Orta kısımları zamanla çöker. Kapsül enfeksiyonu sonucu fasulye tohumları da hastalıkla bulaşabilir ve etmen ertesi yıla tohumla taşınabilir.
Etmenin miselleri, kalın duvarlı hücre yığınlarından ibaret, stroma dokusu içinde aservuluslarını meydana getirir. Bu yapı konukçu doku içinde, epidermis hücrelerinin hemen altında oluşur ve bu hücrelerin parçalanmasına neden olur. Aservulus içinde kısa konidioforlar üzerinde tek hücreli renksiz konidiler ve bunların arasında siyah, “seta” (setae) denilen kıllar oluşur. Sporlar kile halinde pembe parlak bir yığın halinde görülürler.
Mücadelesi: Temiz tohum kullanımı tavsiye edilir. Birkaç yıllık rotasyon hastalığın önlenmesinde etkili olur. Kimyasal mücadelede tohum ilaçlaması yapılır.
Sınıf 2. Hyphomycetes : Konidiler açıkta oluşur.
Takım 1. Moniliales : (Hyphales) Aspergillus spp. : depo çürüklüğü, Bipolaris spp. : değişik bitkilerde yaprak lekesi ve yanıklık, Botrytis cinerea : kurşuni küf, Cladosporium fulvum : domates yaprak küfü, Cercospora spp. : yaprak leke hastalıkları, Drechslera spp. : yaprak lekesi ve yanıklık, Exserohilum spp. : yaprak lekesi ve yanıklık, Geotrichum spp. : meyve ve sebzelerde acı çürüklük, Graphium ulmi: karaağaçlarda kanser hastalığı,
Penicillium spp. : depo çürüklüğü,
Phymatotrichum omnivorum : pamuk ve diğer bazı bitkilerde kök çürüklüğü,
Spilocaea (Fusicladium) spp. : kara leke hastalığı,
Thielaviopsis basicola : siyah kök çürüklüğü
Verticillum spp. : birçok bitkide solgunluk hastalığı etmenleridir.
Trichoderma spp. : toprak patojenlerine karşı biyolojik mücadelede kullanılabilen antagonistik funguslardir.
Pyricularia oryzae: Çeltik yanıklığı Çeltiğin en önemli hastalığıdır. Erken dönemde bitkilerin ölümüne neden olabilir. Yaprak ve boğum enfeksiyonları ise %50 ‘ye varan ürün kayıplarıyla sonuçlanabilir. Hastalık etmeni çeltik bitkilerinin yaprak, boğum ve salkımlarında uçları sivri, elips şeklinde, kenarları koyu renk sınırlı, ortası grimsi renkte lekeler oluşturur. Şiddetli enfeksiyona yakalanan yapraklar kahverengileşerek kururlar. En önemli belirti salkım sapında oluşan lezyonlardır. Bunun sonucunda daneler gelişemez. Lezyonun olduğu kısımdan salkım sapı kırılabilir. Etmen konukçu dokularında gelişirken salgıladığı toksinlerle bitki hücrelerinin ölümüne neden olur.
Fungus hastalıklı bitki artıkları üzerinde veya tohumda kışı misel yada konidi halinde geçirir. Aynı zamanda yabancı otlar üzerinde de canlılığını sürdürebilir. Etmenin enfeksiyon kaynağı rüzgarla yayılan konidileridir. Eşeyli çoğalma dönemine doğada rastlanmaz.
Mücadelesi: Yüksek oranda azotlu gübreleme hastalığı kamçılar. Bu nedenle kültürel önlem olarak bundan kaçınılmalıdır. Dayanıklı çeşit yetiştirmek ancak sınırlı bir süre hastalığa karşı etkili olur, çünkü etmen devamlı olarak yeni ırklar meydana getirmektedir. Kimyasal mücadelede organik veya sistemik fungisitlerle tohum ve yeşil aksam ilaçlaması önerilmektedir.
Alternaria spp. : Yaprak lekeleri Alternaria cinsine bağlı funguslar; sebzeler, süs bitkileri, yaprak lekelerine neden olurlar. Patates ve domateste neden olduğu hastalık “erken yanıklık” olarak bilinmektedir. Alternaria lekeleri önce küçük sulumsu yaprak |f lezyonlan halinde başlar. Kısa sürede lekeler genişleyerek içice halkalar şeklinde bir görünüm kazanır. Nemli koşullarda lekeler üzerinde siyahımsı renkte konidi gelişimi gözle farkedilir. Mevsim sonuna doğru hastalık ilerleyerek tüm yaprak alanını etkileyebilir. Yapraklar kurur ve dökülür. Patates yumruları, domates ve kabakgil meyveleri de hastalıktan etkilenebilir. Meyveler üzerinde koyu renkli, içe doğru ilerleyen lekeler oluşur.
Etmenin raket benzeri, hem enine hem boyuna bölmeli tipik konidileri vardır Kışı hastalıkla bulaşık bitki artıkları üzerinde dayanıklı misel halinde geçirir, ilkbaharda konidi üretimi ve enfeksiyonlar başlar. Mücadelesi: Etmen bulaşık tohumla taşınabildiği için, tohum ilaçlaması gerekebilir. Tohumların 30 dakika süreyle 50 °C’lik sıcak suda tutulması özellikle lahana gibi bitkilerde etkili olur. Ayrıca tohumluk üretiminin kuru bölgelerde yapılması tavsiye edilir. Tarlada hastalık görüldüğünde organik fungisitlerden herhangi biri yeşil aksam ilaçlamasında kullanılabilir.
Fusarium spp. : Kök çürüklüğü ve solgunluk hastalıkları Fusarium cinsine bağlı olarak çok sayıda fungus türü değişik bitkilerde tohum, kök ve sap çürüklüğü ve solgunluk hastalıklarına neden olmaktadır. Fusarium türleri bitkilerin değişik kısımlarında hastalık oluşturabilmekle birlikte toprak patojenidirler. Dayanıklı yapılarıyla topraktan veya tohum üzerinde taşınmak suretiyle tohumdan bulaşarak erken dönemde tohum veya fide kök çürüklüğü hastalıklarına neden olurlar, özellikle fide döneminde görülen bu hastalığa “çökerten” denir. Gelişmiş bitkilerde ise toprağa yakın gövde veya sap kısmında çürüklük oluşturarak zarar yapar. Soğuktan, diğer patojenlerden veya böceklerden zarar görmüş olan bitki sapları hastalığa daha kolay yakalanırlar. Şiddetli hastalanan saplar kırılabilir. Tohum ve kök çürüklüğü belirtileri tüm bitkilerde, özellikle sebze ve endüstri bitkilerinde görülürken, sap çürüklüğü en çok mısır bitkilerinde zarar yapar. Mısırlarda etmen pembemsi renkte koçan çürüklüğüne de neden olabilir. Bunun sonucunda ürün miktarında azalma olduğu gibi, aynı zamanda da etmenle bulaşık tohumlarda uygun koşullarda fungusun oluşturduğu toksik metabolitler, bu tohumları tüketen sıcak kanlılarda çeşitli hastalıklara neden olurlar. Fusarium türleri, toprak ve çevre koşullarına bağlı olarak tek başlarına hastalık oluşturabildikleri gibi Rhizoctonia solanı, Pythium spp. gibi toprak patojenleriyle birlikte de etkili olabilirler Özellikle baklagillerde bu şekilde oluşan zarar sonucu ekonomik kayıplar ortaya çıkmaktadır.
Fusarium türlerinin 3 farklı tip sporu vardır. Mikrokonidiler tek hücreli, şeffaf, küçük sporlardır. Makrokonidiler ise enine bölmeli, mekik şeklinde konidilerdir. Olumsuz koşullarda yada yaşlı kültürlerde ise misel veya konidilerin her bir hücresinin çeperleri kalınlaşarak etmenin klamidosporları meydana gelir. Bunlar küre şeklinde, dayanıklı sporlardır ve etmenin toprakta canlılığını uzun süre sürdürmesini sağlarlar. Mücadelesi: Rotasyon, dayanıklı çeşit yetiştirmek, sağlıklı tohum ve fide kullanmak gibi kültürel önlemler hastalıktan korunmada etkili olabilir. Kimyasal mücadelede küçük alanlarda toprak dezenfeksiyonu önerilir. Bu amaçla metil bromit, formaldehit gibi fumigantlar kullanılır.
Sınıf 3. Agonomycetes (Mycelia sterilia) : Aseksüel spor formu bilinmemektedir, yalnızca misel gelişimi vardır.
Takım 1. Agonomycetales (Myceliales) Rhizoctonia solani : Tek yıllık bitkilerde kök çürüklüğüne, Sclerotium rolfsii: Kök ve sap çürüklüğüne neden olurlar.

