Bitki Fungal Hastalıkları
A. Meyvelerde Fungal Hastalıklar
Karaleke
Tanımı ve Yaşayışı
Ülkemizde elma ve armut yetiştiriciliği yapılan tüm bölgelerde yaygın olarak görülür. Elmada Venturia ineaqualis, artmutta Ventupirina isimle funguslar bu hastalığa sebep olan etmenlerdir. Fungus kışı, elmada sonbaharda yere dökülen hastalıklı yapraklarda; armutta ise sıracalı (hasalıklı) dallarda geçirir. İlk enfeksiyonlar yaprakların çok küçük olduğu ilkbahar döneminde başlar. Sekonder enfeksiyonlar yaz boyunca devam eder.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Karaleke hastalığının belirtileri yaprak, meyve, sürgün ve dallarda görülür. Sürgün ve dallarda görülen belirtiler armut karaleke hastalığında daha belirgindir.
Yaprakta görülen lekeler yuvarlak, siyah kadifemsi görünüştedir. Lekeler zamanla birbiriyle birleşerek büyür, bazen yaprak yüzeyini tamamen kaplar ve hastalıklı yapraklar dökülür. Meyvelerde de yapraktakine benzer şekilde ve renkte, yüzeysel lekeler oluşur. Meyvelerde enfeksiyon erken gerçekleşmişse şekil bozuklukları görülür.
Sürgün ve dallardaki belirtiler, sıraca adı verilen yaralar şeklindedir. Elmada yalnız duyarlı çeşitlerde sıraca yaraları görülür. Şiddetli enfeksiyonlarda dallar kurur.
Mücadelesi
Bu hastalıkla mücadelede kültürel önlem olarak hastalık kaynağı olan yere dökülmüş yapraklar yok edilmeli, sıracalı dallar budanmalı ve yakılmalıdır.
Külleme hastalığı ile kimyasal mücadele bitki ilaçlaması şeklindedir. Birinci ilaçlama çiçek gözleri kabardığında, ikinci ilaçlama pembe rozet döneminde (armut için beyaz rozet dönemi), üçüncü ilaçlama çiçek taç yapraklarının % 70-80’i döküldüğünde, dördüncü ve diğer ilaçlamalar ise iklim koşullarına göre yapılır, ilaçlamalar, genellikle her yağmurdan sonra tekrarlanmalıdır.
2. Külleme
Tanımı ve Yaşayışı
Külleme hastalığı hem fidanlıklardaki genç ağaçlarda hem de yaşlı ağaçlarda görülen bir hastalıktır. Hastalığa “Podosphoera feucotricha” isimli bir fungus neden olur. Külleme fungusu kışı sürgün üzerindeki odun ve meyve gözlerinde misel halinde geçirir. İlkbaharda yaprakların ilk oluşumu sırasında uyanan miseller primer enfeksiyonu gerçekleştirirler. Sekonder enfeksiyonlar ise unlu örtüde bulunan sporlar tarafından gerçekleştirilir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Bu hastalığın belirtileri ağacın yaprak, sürgün, çiçek, ender olarak da meyvelerinde görülür. Yaprakların her iki yüzeyinde un serpilmiş gibi beyaz bir fungal örtü görülür. Bu yaprakların kenarları kıvrılmak suretiyle kaşık şeklini alır. Yapraklar tamamen kuruyup dökülebilir. Erken enfeksiyonlar yaprağın gelişmesine engel olarak ufak kalmasına neden olur.
Sürgünlerde uç kısımdan itibaren kurumalara neden olur. Hastalıklı sürgünlerin üzeri de yapraklardaki gibi beyaz bir fungal örtüyle kaplıdır.
Çiçeklerde taç yaprak ve çiçek sapında beyaz fungal örtü görülür. Bunun sonucu çiçeklerle kuruma ve dökülmeler ortaya çıkar.
Hastalıklı meyvelerde unlu lekeler ve çatlaklar görülür. Meyveler küçük, şekilsiz ve lekelidir.
Mücadelesi
Bu hastalıkla mücadelede kültürel önlem olarak hastalıktan zarar görmüş sürgünler, kış budamasıyla hastalıklı kısmın 15 cm altından kesilip bahçeden uzaklaşılmalıdır. Kış budamasında gözden kaçan sürgünler ile küllemeli çıkış gösteren yaprak ve çiçek demetleri, ilkbaharda mümkün olursa toplanmalı ve bahçeden uzaklaştırılarak imha edilmelidir.
Kimyasal mücadelede birinci ilaçlama pembe çiçek tomurcuğu döneminde, ikinci ilaçlama çiçek taç yapraklanın % 60-70’i döküldüğünde, üçüncü ve diğer ilaçlamalar mayıs ayı sonuna kadar birer hafta arayla, haziranın son haftasına kadar 10-14 gün ara ile tekrarlanmalıdır.
3. Monilya
Tanımı ve Yaşayışı
Monilya hastalığına, mumya hastalığı ismi de verilmektedir. Bu hastalık ülkemizde sert çekirdekli meyve türlerinden kiraz, vişne, erik, kayısı ve şeftalinin en önemli fungal hastalıklarından bir tanesidir. Sert çekirdekli meyve ağaçlarında hastalığa Sclerotinia laxa isimli bir fungus neden olur. Bu fungus, kışı hastalıklı sürgünlerde ve mumyalaşmış meyvelerde geçirir. Oluşan sporlar ilkbaharda çiçeklerin açılma zamanında çiçek enfeksiyonuna neden olur.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalık sert çekirdekli meyve türlerinde birinci derecede sürgün ve çiçek yanıklığına, ikinci derecede meyve çürüklüğüne neden olur. Kuruyan çiçekler meyve oluşturmaz. Gruplar hâlinde sürgünler üzerinde asılı kalır. Fungus miselleri çiçekten dala geçerek orada açık kanser yaraları oluşturur ve dalları uçtan geriye doğru kurutur. Çiçekler, sapları üzerinde kıvrılarak o noktada çıkarılan zamkla dala yapışır.
Meyveler genellikle olgunlaşmaya yakın zamanda enfekte olur ve çürür. Çürüyen meyveler bir süre sonra mumyalaşarak dalda asılı kalır.
Mücadelesi
Monilya hastalığı ile mücadelede ağaçlarda bir yıl önceden kalmış hastalıklı dal, çiçek ve mumyalaşmış meyveler toplanarak imha edilmelidir. Aşırı gübreleme ve yağmurlama sulamadan kaçınılmalı, dayanıklı çeşit ve anaçlar kullanılmalıdır.
Bu hastalıkla kimyasal mücadelede birinci ilaçlama çiçeklerin % 5’i açtığında, ikinci ilaçlama çiçeklerin % 90-1 00’ü açtığında yapılmalıdır.
4. Meyve Ağaçlarında Kök Çürüklüğü
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalık etmeni Armillaria mellea isimli şapkalı bir fungustur. Şapkalarını sonbaharın ilk yağmurlarından sonra oluşturur. Hasta ağaçların kütüklerinde oluşan sarımsı kahverengi olan ve aşağıya doğru siyahlaşan şapkalar 5-15 cm çapındadır. Fungus hem toprakta hem de odun dokusunda yaşar; ölü ağaçlarda ve toprakta kalan kök parçalarında uzun süre yaşamını sürdürür. Nemli yerlerde iyi gelişme olanağı bulur.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Kuruyan ağaçlar bahçeden sökülerek imha edilmeli ve yerinde kireç söndürülmelidir. Hastalık bahçenin belli kesimlerinde ise hastalıklı kısımların sağlam ağaçlara ulaşmaması için hasta olanlar cm derinlik ve 30 cm genişlikteki hendekler ile izole edilmelidir. Ağaçlar sağlam ve sağlıklı yetiştirilmeli, orman ağaçlarının kesimiyle elde edilen boş araziye hemen meyve bahçesi tesis edilmeli ve toprak 2-3 yıl boş bırakılmalıdır. Sonbaharın ilk yağmurlarından sonra oluşan fungusun şapkaları ve oluştukları yerdeki kök parçalan imha edilmelidir. Ağaçlar derin dikilmemeli, aşırı sulamamalı ve köklerin yaralanmamasına dikkat edilmelidir. Hastalıkla kimyasal mücadelede ilaçlamalara hastalık görüldüğünde başlanır. Hastalık yeni başlamış ise hasta kökler kesilip kazındıktan sonra bu yerlere %5’lik bordo bulamacı, %2’lik göztaşı, %5’lik kara boya ilaçlarından biri fırça ile sürülür. İlaç kuruduktan üzeri aşı macunu ile kapatılır. Kökler tamamıyla hasta ise ince [dere kadar sökülüp kendi çukurunda yakılır; yerine sönmemiş kireç dökülür ve kapatılır.
5. Meyve Ağaçlarında Beyaz Kök Çürüklüğü
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Roselinia necatrix isimli bir fungustur. Fungusun tanımında patojenin miselleri önemlidir. Hifler bölmeli olup bölüm yerleri armut gibi şişkindir. Etmenin miselleri toprakta, özellikle hasta ağaçların bulunduğu bahçelerde uzun yıllar canlılığını sürdürür ve enfeksiyonlara neden olur. Hastalığın yayılmasında önemli olan fungusun miselleridir. Sulama suyu, sel ve yağmur suları ve toprak işlemesi hastalığın yayılmasında etkilidir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
İncir, zeytin, bağ, turunçgiller, taş ve yumuşak çekirdekli meyve ağaçları ile orman ağaçları konukçularıdır.
Beyaz kök çürüklüğüne yakalanmış ağaçlardaki ilk belirti yapraklardaki sararmalardır. Sararma ve solgunluğun yanı sıra yapraklarda küçülme de dikkati çeker. Zamanla yaprakların kuruyup dökülmesiyle ağaçta normalden az yaprak kalır. Hasta ağaçlarda büyümede durgunluk ve geriye doğru ölüm söz konusudur. Meyve verimi ve kalitesi düşer meyveler irileşmeden ve olgunlaşmadan dökülürler.
Hasta ağaçların ince kökleri esmerleşip çürür. Kalın köklerde ve kök boğazında önce beyaz; sonra koyulaşan, gri ve siyaha dönüşen misel tabakası oluşur. Kökün kabuk kısmı kaldırılınca kabuk altında ağ şeklinde beyaz misel örtüsü görülür,
Fidan ve genç ağaçlarda hastalık daha etkilidir ve böyle fidanlar elle çekildiğinde topraktan kolayca çıkar. Bu hastalığa yakalanan ağaçlarda kurumalar görüldüğünden ekonomik olarak önemli kayıplara neden olur.
Mücadelesi
Bu hastalıkla kültürel mücadelede; ağır ve su tutan topraklarda bahçe kurulmamalı, bahçeler sel sularından korunmalıdır. Sulama suyu ve gübre ağaçların, kök boğazına değil taç iz düşümüne verilmelidir. Kökleri tamamen çürüyen ağaçlar, toprakta hiç kök parçası kalmayacak şekilde derhal sökülmelidir.
Bu hastalığın belirlendiği her dönemde ilaçlama yapılabilir. Ancak ilkbaharda kültürel önlemlerin uygulanmasıyla birlikte ilaçlı mücadele yapmak daha uygun olacaktır. Hastalık yeni başlamış ise hasta kökler kesilip kazındıktan sonra bu yerlere göztaşı -katran karışımı (750 g ardıç katranı +250 g toz göztaşı) sürülmeli veya açılan yerlere 2-5 kg kara boya dökülerek kuru toprakla kapatılmalıdır.
6. Şeftali Yaprak Kıvırcıklığı Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Taphrina deformans isimli bir fungustur. Fungusun, konidi şeklinde kışlaclığı belirlenmiştir. Enfeksiyonlar, ilkbaharda uç sürgün gözlerinden yeşil organlar görüldüğünde başlar. Yumuşak ve nemli geçen kışlar enfeksiyon için uygundur.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Şeftali yaprak kıvırcıklığı hastalığı, şeftali yetiştirilen tüm bölgelerde görülür. Yaprak ve genç sürgünleri hastalandırır. Bazen meyve ve çiçeklerde de bozulmalara neden olabilir. Hastalığın belirtileri özellikle ilkbaharda görülür.
Hastalığa yakalanmış yapraklar kıvırcıklaşır ve renk değişikliği olur. Başlangıçta yapraklarda renk sarıdır, sonra kızarır, mevsim ilerledikçe esmerleşir, kurur ve dökülür.
Hastalığa yakalanmış genç sürgünler kalınlaşır, eğilir ve gelişmeleri çok yavaşlar. Bunlardan kloklu yaprak buketleri oluşur. Dal ve sürgünlerde açık yaralar ve zamk akıntısı görülür.
Hastalık bazen meyve ve çiçeklerde de bozulmalara yol açar. Meyvenin bir kısmında sarı veya kırmızı renkte gelişigüzel şişkinlikler görülür. Tümörlü bir görünüm alan meyveler zamanla çatlar ve çekirdek evine kadar yarık.
Hastalık ekonomik yönden önemlidir. Şiddetli görüldüğü yıllarda tüm yapraklar dökülür, ikinci kez uyanan gözlerden zayıf yapılı yapraklar oluşur. Bu durumda gelecek yılın meyve gözlerinin oluşumu ya tamamen engellemiş veya önemli oranda azalmış olur.
Meyveler olgunlaşmadan dökülür. Enfeksiyon direkt meyvede gerçekleşmiş ise meyvenin şekli ve rengi bozulur, tadı değişir, pazar değeri düşer. Ekstrem koşullarda sürgün ve dalların, hatta ağacın kuruduğu görülebilir.
Mücadelesi
Yaprak kıvırcıklığı hastalığına karşı alınacak kültürel önlemler bulunmamaktadır.
Bu hastalıkla kimyasal mücadelede ilaçlamaya tomurcukların
Kabarmaya başladığı dönemde başlanmalıdır. Bu dönemde yapılacak bir ilaçlama ile hastalık kolayca kontrol edilebilmektedir.
7. Kayısılarda Yaprak Delen (Çil) Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Coryneum beijerinckii isimli bir fungustur. Fungus, kişi genellikle tomurcuk ve dallarda miselyum ve konidi hâlinde geçirir. Primer enfeksiyonlar konidilerle gerçekleşir ve hastalanmış tomurcuklar ile kanserler sürekli enfeksiyon kaynaklarıdır. Genç sürgün yaraları ve yapraklar ise sekonder enfeksiyon kaynaklarıdır. Hastalığın yayılması ve yeni enfeksiyonların oluşması için yağmur yağması gereklidir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Konukçuları kayısı, şeftali, kiraz, vişne, Badem, erik ve karayemiştir. Hastalık; kayısı ağaçlarının yaprak, meyve, tomurcuk ve genç dalları üzerinde kendini gösterir.
Yaprak üzerinde oluşan lekeler, ilk önce 1 mm çapında, yuvarlak, yağ lekesi görünümündedir. Zamanla kenarları kırmızımtırak, orta kısımları koyu kahverengiye dönüşür. Bu lekeli kısımlar sonradan dökülür ve yaprakta delikler oluşur.
Meyve üzerindeki lekeler 1-2 mm çapında, yuvarlak ve dağılmış şekildedir. Ancak bazen lekelerin birleşerek sıvama şeklinde meyve yüzeyini kapladığı görülür.
Fungus tomurcuklarda da zarar oluşturmaktadır. Bu tomurcuklar dokunulunca dökülmemektedir. Başka nedenlerle ölmüş olan tomurcuklar ise küçük bir dokunmayla dökülmektedir.
Fungus sürgünler üzerinde yuvarlak, kahverengi-kırmızı renkte lekeler oluşturur. Genç sürgünlerde oluşan lekeler kısa sürede zamk çıkararak küçük kanser yaralarına dönüşür.
Hastalık yapraklara, tomurcuklara, sürgünlere zarar vermekle meyvenin kalite ve kalitesini düşürmektedir. Lekeli meyvelerin pazar değeri yoktur ve hastalığın verim üzerinde % 30-50 düşüşe neden olduğu belirlenmiştir. Yapraklar, belirtilerin oluşmasından 5-10 gün sonra dökülmeye başlar.
Mücadelesi
Bu hastalıkla kültürel mücadelede sonbaharda hastalıklı tomurcuklan bulunduran dallar, sağlam kısımdan itibaren budanıp yakılmalıdır.
Kimyasal mücadelede, birinci ilaçlama sonbaharda yaprak dökümünden hemen sonra, ikinci ilaçlama ilkbaharda çiçek tomurcukları açılmadan önce (pembe çiçek tomurcuğu döneminde) ve üçüncü ilaçlama meyvelerde çanakyaprağı ve erkek organ tablası meyvenin ucuna sıyrılırken (kürk–ten çıkma döneminde) yapılmalıdır.
8. Eriklerde Cep Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Tophrina pruni isimli bir fungustur. Hastalık etmeni dallarda ve kabukta bulunur. İlkbaharda havaların serin ve yağışlı olması hastalık için uygun koşullardır. Sıcak ve kurak yıllarda hastalık görülmez.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalığa yakalanmış meyvelerin şekli ve rengi bozulur, meyveler deforme olur. Uzun, yassı veya normalden çok daha büyüktür. Meyve içinde çekirdek oluşmadığı için bu kısım boş kalır ve kabaca cebe benzediğinden hastalık bu isimle anılır. Meyve eti gevrek yapılıdır ve meyvenin rengi bozuktur. Renk önceleri sarımsı, zamanla grimsi ve kahverengi olur ve meyve esmerleşerek kurur ve dökülür.
Hastalığa yakalanmış meyvelerin pazar değeri kalmadığı için hastalık ekonomik açıdan önemlidir.
Mücadelesi
Ağaç üzerinde kalan ve yere dökülen hasta meyveler toplanıp yok edilmeli ve kuruyan sürgünler budanarak yakılmalıdır.
Bu hastalıkla kimyasal mücadelede; birinci ilaçlama tomurcukların kabardığı dönemde, ikinci ilaçlama ise çiçek taç yapraklarının % 80’inin döküldüğü dönemde yapılmalıdır.
9. Ceviz Antraknozu Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Bu hastalığa neden olan etmen Gnomonio leprostyla isimli bir fungustur. Kışı, yere dökülen hastalıklı yapraklarda geçirir. İlkbaharda, primer enfeksiyonları askosporlar gerçekleştirir. Konidiler sekonder enfeksiyonları gerçekleştirir fakat sekonder enfeksiyonlar ülkemizde görülmemektedir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalığın belirtileri, ağacın yaprak, meyve, genç sürgün ve yaprak saplarında görülür.
Yapraklardaki belirtiler 3-5 mm çapında ufak, kahverengi nekrotik lekeler halinde gerçekleşmektedir. Bu lekelerin birleşmesi sonucu yaprağın tamamı kuruyabilir.
Meyveler üzerinde ise çökük, esmer lekeler oluşmaktadır. Cevizler olgunlaşmadan önce enfeksiyon oluşursa meyve dökümü görülür. Ağaçlara uzaktan bakıldığında bir kavrulma gözlenir. Cevizde cılız sürgün ve tomurcuk veriminde düşüş görülür.
Hastalık, bir yaprak hastalığı olarak dikkati çektiğinden dolayı bitkinin asimilasyon yüzeyini azaltarak gelecek yıllara ait, sürgün ve meyve oluşumunu olumsuz yönde etkiler ve verim düşüklüğüne neden olur.
Mücadelesi
Primer enfeksiyon kaynağı olan yere dökülmüş yapraklar sonbaharda toplanıp yakılmalı veya derince gömülmelidir. Üzerinde hastalığın lekeleri ve derince yaraları bulunan önceki yıllara ait dallar da budanıp uzaklaştırılmalıdır.
Birinci ilaçlama tomurcukların yeni patlamaya başladığı, yaprakların kedi kulağı olduğu dönemde, ikinci ilaçlama yapraklardaki yaprakçıkların yarı büyüklüğünü aldığı dönemde, üçüncü ilaç lama meyvelerin fındık büyüklüğünü aldığı dönemde, dördüncü ve diğer ilaçlamalar meteorolojik koşullar ve kullanılan fungusitin etki süresi dikkate alınarak yapılmalıdır.
10. Zeytin Halkalı Leke Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa sebep olan Spilocaeo oleagino isimli fungustur. Yıl boyunca ağaç üzerinde canlı olarak bulunmaktadır. Etmenin çoğalması spor ve miseller ile olmaktadır. Fungus kışı, yere dökülen kurumuş yapraklarda ve ağaç üzerinde kalan hastalıklı yapraklarda geçirir. Etmenin optimum gelişme sıcaklıkları 18-20 °C’dir. Hastalık, 9 °C’ni altında ve 30 °C’nin üzerinde gelişemez. Fazla azotlu gübre ve çiftlik gübresi kullanılması, hastalığın artmasına neden olur.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Bu hastalık zeytin, yabani zeytin ve akçakesme ağaçlarında görülür. Hastalığın ilk belirtileri, yaprakların üst yüzeylerinde görülen siyahımsı gri renkte yuvarlak lekelerdir. Bu noktaların bulunduğu yerde renk açılır, daha sonra bunun çevresinde normal yaprak rende bir halka oluşur. Bunu dıştan ikinci bir açık renkli halka çevirir. Sonra tekrar koyu renkli bir halka oluşur. Bu görünüm nedeniyle alığa, halkalı leke hastalığı adı verilir. Bir yaprakta, çapları 2-10 olan 2-30 adet leke bulunabilir.
Yapraklar fonksiyonlarını tam yapamadıklarından, az meyve tutumuna ve meyvelerin erken dökülmesine neden olur. Salgın yaptığı yıllarda, yaprakların tamamının dökülmesiyle ağaçlar çıplak kalabilir. Bu durumda zayıf düşen ağaçlarda, sürgün ve ince dallar kuruyabilir. Verim % 20-25 oranında azalır ve meyve dallarının % 20’si kuruyabilir. Özellikle, ilkbaharı yağışlı ve serin geçen yıllarda, hastalığın epidemi yaptığı görülür.
Mücadelesi
Zeytin halkalı leke hastalığı ile mücadele için uygulanacak kül-tedbirler; ağır, su tutan topraklarda, havasız ve nemli yerlerde zeytinlik tesis edilmemesi, gübreleme ve sulamanın tekniğine n yapılması, kireç bakımından zayıf toprakların kireçlenmesi kireçli gübre kullanılması olarak önerilebilir. Ayrıca ağaçlar havalanacak ve ışık alacak şekilde budanmalı, kuru dal ve dalcıklar budanarak temizlenmelidir. Yere dökülen lekeli yapraklar toplanıp malı veya derince sürülerek toprağa gömülmelidir.
Zeytin yetiştirilen bölgelerimize göre kimyasal mücadele takvimi uygulanır:
Marmara Bölgesi’nde:
Birinci İlaçlama; sonbahar sürgünleri görülmeden hemen önce,
İkinci İlaçlama çiçek somakları belirginleştikten sonra, çiçekler önce yapılır.
Ege Bölgesi’nde:
Birinci ilaçlama; ilkbahar sürgünleri görülmeden hemen önce,
İkinci İlaçlama; çiçek somaklar’ belirginleştikten sonra, çiçekler açmadan önce yapılır
Akdeniz Bölgesi’nde:
Birinci İlaçlama; hasattan sonra,
İkinci İlaçlama; İlkbahar sürgünleri görülmeden hemen önce,
Üçüncü İlaçlama; Çiçek somakları belirginleştikten sonra çiçekler açmadan önce yapılmalıdır.
11. Turunçgillerde Uçkurutan Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalık etmeni olan phoma Tracheiphila fungusu, ağaçlara hava yoluyla bulaşan ve odun dokusunda gelişen bir fungustur. Gelişme sıcaklıkları 3-30°C olup optimum gelişme sıcaklığı 18-20°C’dir. Ülkemizde turunçgil yetiştiriciliği yapılan tüm bölgeler bu hastalıkla bulaşıktır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalığın konukçuları; limon, portakal, altıntop, mandalina, turunç, ağaç kavunudur. Asıl zarar limon çeşitlerinde görülür. Hastalığın ilk belirtileri uç dallarda, yani yıllık sürgünlerde, yaprak sararmesı ve solması şeklinde kendini göstetir Bu yapraklar, yaprak sapı dalda kalmak üzere dökülür. Bu görünüm hastalık için en tipik belirtidir.
Yaprağı dökülen sürgün önce sararır sonra kahverengileşerek kurur. Kuruyan bu sürgünlerde de spor keseleri oluşur ve uçtaki taze sürgünler öldükçe su iletim boruları olan ksilem dokusundan aşağı doğru ilerleyerek çok yıllık kalın dallara kadar iner. Böylece köke kadar ulaşan hastalık tüm ağacı kurutur.
Yeni kurumuş dalların enine kesitindeki turuncu-koyu kahverengi renklenme hastalığın en tipi belirtilerinden biridir.
Mücadelesi
Hastalık, büyük oranda ağaçta açılan yaralardan girdiği için hastalığa karşı korumada gereksiz yere ağaçta yara açmamak ana ilke olmalıdır. Hastalıksız ve sertifikalı fidan ve aşı kalemi kullanılmalıdır. Ağaçlar sürekli izlenerek uçkurutan hastalığına yakalanmış sürgünleri hangi ay olursa olsun hemen hastalığın ulaştığı yerlerin 20 cm altından budanmalıdır. Budadan bu sürgünler yakılmalıdır. Yetiştiricilik bakımından gerekli olan budama, kuru alma, uç alma gibi işlemler yaz aylarında en geç eylül içerisinde bitirilmekidir.
Yağmurlama, dumanlama vb. önlemler alınarak bahçe don zararına karşı korunmalıdır. Kuvvetli rüzgar alan yerlerde bahçenin çevresine rüzgar kıran dikerek yaralanmalar azaltılmalıdır.
Bu hastalıkla kimyasal mücadelede, hastalığın bulaşma zamanı olan ekim-mart ayları arasında don, dolu ve fırtına gibi iklim olaylarından sonra ağaçlar %0i4 dozunda bakır içerikli fungusitlerle ilaçlanmalıdır. Bu aylarda yapılan budama ve meyve hasadından sonra da ağaçlar koruyucu fungusitlerle ilaçlanmalıdır. Hiçbir yaralanma olmasa da yeşil aksam ilaçlamalarının ekimi, aralık ve mart aylarında yapılmalıdır.
12. Turunçgil Depo Çürüklüğü Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Tutunçgillerde depo çürüklüklerinde, yeşilküf çürüklüğü (Penicillium digitatum) ve maviküf çürüklüğü (Penicillium italicum) etmenleri neden olur.
Penicillium çürüklükleri turunçgil yetiştirilen tüm bölgelerde hemen hemen her bahçede ve depoda görülmektedir. Etmenin sporları soluduğumuz havada bol miktarda bulunmaktadır. Enfeksiyonun gerçekleşebilmesi için meyvelerin çok küçük de olsa yaralanmaları gerekmektedir.
Enfeksiyondan 5-7 gün sonra inkübasyon tamamlanır ve meyveler üzerinde etmenin konidilerinden oluşan bir kitle görülür. Enfesiyonun gerçekleşebilmesi, yaraların yanı sıra havanın ortantılı nemi ve sıcaklık ile yakından ilişkilidir. Düşük sıcaklıklarda enfeksiyon gelişmez.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Bu hastalık turunçgillerde görülür. Meyvelerin önce bir tarafında yumuşama görülür. Yumuşak olan kısımda beyaz ve beyazımtırak sarı renkte etmenin konidilerinden oluşan küf tabakası meydana gelir. Ayrıca meyve üzerinde ve lekelerin oluştuğu kısımda yağ bezelerinin bozulmasıyla yüzeysel bir çöküntü gerçekleşir Beyaz küf 2-3 gün içinde renk değiştirerek zeytuni yeşil ve mavimtırak koyu yeşil renge döner. Yeşil rengin çevresinde şekit halinde beyaz ince bant oluşur.
Çürüklük bahçede, depolarda, işleme evlerinde sorundur. Ambalaj kaplarında meyvelerin de teması enfeksiyon açısından önemlidir. İyi ambalajlanmamış, ilaçlanmamış ve kağıda sarılmamış meyveler taşıma sırasında yaralanır. Bu durumda ambalaj kabundaki çürüklük ve meyveler diğer meyvelerin de kısa kısa sürede çürümesine neden olur.
Penicillum digitatum çürümlerinden dolayı bahçelerdeki kayıp %5 ve yeterli sayıdaki soğuk hava deposu olmasından depo ve işleme evlerindeki kayıp %10-40 olabilmektedir.
Mücadelesi
Bu hastalıkla kültürel mücadelede hasattan önce diğer hastalık ve zararlılara karşı iyi bir mücadele yapılmalı, hastalıkla dal ve sürgünler zamanında budanmalıdır. Hasat esnasında meyveler yaralanmamalı, yere düşenler alınmamalı ve bunlar ihracatta kullanılmamalıdır.
Yağışlı günlerde hasat yapılmamalıdır. Sarartma odası temiz olmalı ve önceden dezenfekte edilmelidir. Meyveler işleme evlerine yığın halinde getirilecekse 3-4 sıradan fazla yığın yapılmamalıdır. Paketleme evlerine gelen meyveler hemen kontrol edilmeli, çürük olanlar ayrılmalı ve toprağa derin gömülmelidir.
Depo çürüklüklerine karşı kimyasal mücadelede ilaçlamalar hasattan önce veya hasattan sonra yapılmalıdır. Hasattan 10 gün önce ilaçlama yapılırsa hasattan sonra tekrar ilaçlamaya gerek yoktur.
13. Antepfıstıklarında Karazenk Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa Septoria pistacina isimli fungus neden olmaktadır. Enfeksiyonlar ilkbaharda nisan sonlarına doğru ve çiçeklerin döllenmesinden sonra, meyveler küçük buğday tanesi büyüklüğüne ulaştığında başlamaktadır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalık Antepfıstıklarında zararlı olmaktadır. Yabaniler ve erkek fıstıklar hastalığa karşı oldukça dayanıklıdır. Hastalığın tipik belirtileri daha çok yapraklarda ve kısmen de meyve kabuklarında görülen siyah lekelerdir. Bu lekeler zamanla tüm yaprak yüzeyini kaplayabilir. Bu durum yaprakların kurumalarına ve zamanından önce dökülmelerine neden olur.
Meyvelerin iç doldurmaması fıs meyve olarak tanımlarır. Yaprak ve meyvelerdeki zarar, ağacı zayıf düşürerek gelecek yıllardaki ürünün azalmasına neden olur. Epidemi yıllarında ağaçlar birkaç yıl ürün vermez. Hastalık şiddetine bağlı olarak üründe % 3-100 kayıp olduğu belirlenmiştir.
Mücadelesi
Karazenk hastalığıyla kültürel mücadelede, sonbaharda hasattan sonra yere dökülen yapraklar hemen toplanıp yok edilmelidir. Bu işlem toplanan yaprakların bir yerde yakılması veya derince gömülmesi şeklinde uygulanmalıdır. Sonbaharda yapılan işlemler ilkbaharda (şubat veya mart aylarında) toprak üzerinde kalan yapraklara yönelik olarak tekrarlanmalıdır.
Bu hastalıkla kimyasal mücadelede birinci ilaçlama, çiçek dökümünden sonra döllenmeyi takiben meyvelerin buğday tanesi ile iri mercimek tanesi kadar olduğu dönemde yapılmalıdır. İkinci ilaçlama, birinci ilaçlamadan 15-17 gün sonra, üçüncü ve diğer ilaçlamalar ikinci ilaçlamadan sonra hastalığın epidemi yapıp yapmamasına bağlı olarak yapılır. Hastalığın kontrol altına alındığı anlaşıldığında ilaçlamalara son verilir.
b) Bağlarda Fungal Hastalıklar
1. Mildiyö
Tanımı ve Yaşayışı
Bu hastalığa sebep olan etmen Plasmopara viticola isimli bir fungustur. Bu fungus kışı, yere dökülen hastalıklı yapraklarda geçirir. İlkbaharda yapraklar henüz taze iken ilk enfeksiyonu oluştururlar. Hastalık uygun koşulları bulduğunda yaz boyunca devam eder. Salgın oluşturabilmesi için en önemli bir faktör de yağmurdur. Bulaşma olabilmesi için sıcaklığın 12-30°C arasında olması gerekir. Hastalık oluşumu için en uygun sıcaklık 20°C’dir. Yazın 30°C’nin üzerinde hastalık yayılmaz.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Mildiyö hastalığına nemli bölgelerde her yıl rastlanır. Mücadele yapılmadığı zaman büyük epidemiler (bulaşmalar) meydana getirir ve önemli miktarda ürün kaybına neden olur.
Mildiyö asmayı zayıflatan ve yavaş yavaş ölüme götüren bir hastalıktır. Bu hastalık asmanın yaprak, sürgün, çiçek, salkım ve taze çubuklarında görülür.
İlkbaharda sürgünler bir karış uzunluğa geldiğinde yaprakların üzerinde önce yağ lekesine benzer san bir leke meydana gelir. Zamanla bu leke büyür ve giderek nekroz (ölü doku) durumuna dönüşerek kahverengi bir hal alır. Lekeli bölgenin alt yüzeyinde kirli beyaz fungal bir örtü görülür.
Sürgünler, üzerindeki yaprakla birlikte hastalanır ve kururlar. Bir yıllık çubuklar üzerinde koyu renkli elips şeklinde lekeler görü-
Hastalığa yakalanan çiçekler tamamen sararır ve kurur. Koruk döneminde taneler buruşur ve zamanından önce kahverengileşip ölür. Külleme hastalığından farklı olarak taneler çatlamaz.
Mücadelesi
Mildiyö hastalığı ile kültürel ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanarak mücadele edilebilir.
Kültürel önlem olarak dökülen yaprakların toplanması veya
Sürülerek derine gömülmesi, asmaların altının temiz tutulması, budama ve koltuk alma işlemlerinin düzenli ve zamanında yapılması ve aşırı sulamadan kaçınılması önerilebilir.
Kimyasal mücadelede ilk ilaçlamaya, günlük ortalama sıcaklığın
18°C, orantılı nemin % 70-80 ve sürgün boylarının 20-25 cm’e ulaştığı zaman başlanmalıdır. İkinci ilaçlama çiçeklenmeden sonra, üçüncü ilaçlama ise koruklar (daneler) saçma iriliğini aldığında yapılmalıdır. Mildiyö hastalığına karşı hava şartları dikkate alınarak 25 ilaçlama yapılabilir. Kimyasal mücadelesinde bilinen en etkin ilaç bordo bulamacıdır.
2. Külleme
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Uncinula necator isimli bir mantardır. Kışı genellikle asma çubuklarında kabuk altında veya tomurçuk içinde geçirirler. İlkbaharda ortam uygun olunca hastalık belirtileri görülür. Külleme mantarı 7°C ile 40°C arasında, en hızlı olarak da 20-25°C arasında gelişir. Çok düşük nemde bile etkilidir. Gölgeli ve iyi havalanamayan nemli yerlerde hızla gelişir.
Külleme hastalığı genellikle kurak bağ alanlarında görülen bir hastalıktır. Bazı bölgelerde% 70’e varan ürün kayıplarına neden olur. Bu hastalık asmanın yaprak, salkım, çiçek, çubuk, sülük ve salkım saplarında görülebilir.
Yapraklarda hastalığın tipik belirtisi un serpilmiş gibi bir görüntü oluşturmasıdır. Hastalığa yakalanmış yapraklarda canlı yeşil renk kaybolur, yapraklar matlaşır, gevrekleşir, kalınlaşır ve alınacak ürün azalır.
Salkımlar hastalığa erken dönemde yakalanmışsa koruklar gelişmez ve ürün kalitesi düşer. Külleme hastalığına yakalanan tanelerde çatlamalar görülür. Konukların üzerinde un tabakası oluşur. Taneler ben düştükten (taneler tatlandıktan) sonra hastalanmazlar.
Asma çubukları üzerinde uzunlamasına elips şeklinde kahverengi lekeler meydana gelir. Külleme hastalığına yakalanmış sürgünler kış soğuklarından zarar görür.
Mücadelesi
Külleme hastalığıyla kültürel önlemler alınarak ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanarak mücadele edilebilir.
Kültürel önlem çerçevesinde külleme bulaşmış çubuklar kış budamasında kesilerek bağdan uzaklaştırır. Vejetasyon devresinde, asmanın iç kısımlarına kadar iyi bir hava sirkülasyonu ve güneşlenme sağlayacak yeşil budama yapılır.
Kimyasal mücadelede birinci ilaçlama sürgünler 15-20 cm olduğunda, ikinci ilaçlama çiçek döneminden hemen sonra (koruklar saçma tanesi iriliğini aldığında), üçüncü ve diğer ilaçlamalar ise kullanılan ilacın etki süresi, hastalığın gelişme durumu ve iklim koşulları dikkate alınarak yapılmalıdır. Külleme hastalığına karşı bilinen en etkin ilaçlardan biri kükürttür.
3. Ölü Kol
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalık etmeni Phomopsis viticola adı verilen fungustur. Bu fungus bir yara parazitidir. Kışı dallar üzerinde sürgüne bulaşık olarak dip gözleri içinde geçirir. Fungusun çimlenebilmesi için mutlaka neme ihtiyaç vardır. Hastalık etmeni 1-37°C arasında gelişebilir, ortalama gelişme sıcaklığı 23°C’dir. Sıcak ve kurak yaz aylarında gelişmeleri durur. Sonbaharda tekrar aktif hale geçerler.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Asmayı kuruttuğu için büyük ekonomik zarara yol açabilen bir hastalıktır. Sürgün kuruması olarak da bilinen bu hastalığın belirtileri sürgünlerde, yapraklarda, yaprak saplarında, tanelerde, salkım ve salkım saplarında görülür.
Hastalığa yakalanan sürgünün dipten itibaren üçüncü veya beşinci göze kadar olan kısmında leke ve çatlamalar görülür. Önce ortalarında koyu siyah lekeler meydana gelir. Daha sonra bu lekeler birleşerek siyah çatlak ve yaralar oluştururlar.
Hastalanan yapraklar, sararır, buruşur, kenarları yırtık ve küçük kalır. Hastalanmış salkım ve tane saplarında lekeler oluşabilir. Çatlayan, uzunluğuna yarılan sürgünler sonbaharda beyazlaşarak siyah çatlak ve yaralar oluştururlar.
Mücadelesi
Bu hastalığa karşı kültürel ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanarak mücadele edilebilir.
Kültürel önlem olarak asmalar zamanında budanmalı, hasta sürgünler dipten kesilmelidir. Budama artıkları kesinlikle bağda bırakılmamalı, uzaklaştırılıp yakılmalıdır. Kullanılan budama aletleri temiz olmalı ve budama esnasında dezenfekte edilmelidir.
Kimyasal mücadele yapılırken budamadan sonra gözler uyanmadan hemen önce kış ilaçlaması yapılmalıdır. İlkbaharda sürgünler 2-3 cm uzunluğuna gelince birinci ilaçlama, sürgünler 8-10 cm olduğunda ikinci ilaçlama ve sürgünler 25-30 cm olduğunda üçüncü ilaçlama yapılmalıdır.
4. Antraknoz
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Elsinoe ampelina isimli bir fungustur. Fungus kışı çubuklardaki yararda geçirir. Yağmur yardımı ile gelişmekte olan yeşil dokulara giren hastalık etmenleri doku içinde çimlenir ve asmanın hastalanmasına neden olur.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Bağcılığın yaygın olduğu bölgelerde lokal olarak ortaya çıkmakta ve önemli zararlar meydana getirmektedir. Asmanın özellikle yeni sürgün ve salıklarında görülür. Yeni sürgünlerdeki lekeler, önce açık kahverengi ve yuvarlaktır, sonra uzayarak elips şeklini alır ve hafifçe çökerler. Daha yaşlı sürgünlerdeki lekeler irileşir, orta kısmı çatlayıp çöküntü yaptığından kanser görünüşünü alır.
Tanelerde oluşan lekelere kuş gözü adı verilir. Bu lekelerin merkezi gri olup kırmızınsı kahverengi bir kuşakla çevrilmiştir. Etrafındaki dokular gelişmeye devam ettiği için taneler bozuk şekilli olur.
Mücadelesi
Bu hastalığa karşı kültürel ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanarak mücadele edilebilir.
Kış budaması sırasında asma üzerindeki hastalıklı çubuklar dikkatle seçilerek budanmalı ve bağdan uzaklaştırılarak yakılmalıdır.
Kış ve yaz ilaçlamalarıyla kimyasal mücadele yapılmalıdır.
Kış ilaçlamalar’: Bağlar budandıktan sonra gözlerin uyanmadığı dönemde uygulanmalıdır. Önceki yıllarda hastalık geçiren asmalar, yeni vejetasyon dönemindeki enfeksiyonlardan korunmak amacıyla bordo bulamacı ile ilaçlanmalıdır.
Yaz İlaçlamaları: Bağ mildiyösüne karşı sürekli Haçlı mücadele yapılan yerlerde bağ antraknozu için ayrıca ilaçlamaya gerek duyulmaz. Eğer ilaçlama yapılması gerekiyorsa birinci ilaçlama sürgünler 20-25 cm olduğunda, ikinci ilaçlama çiçeklenmeden önce, üçüncü ilaçlama çiçeklenmeden hemen sonra, dördüncü ilaçlama çiçeklenmeden 10 gün sonra ve beşinci ilaçlama taneler yan büyüklüğünü aldığında yapılmalıdır.
5. Kurşuni Küf
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalığa neden olan etmen Botrytis cinereo isimli fungustur, Hastalık etmeni kışı çubuklar ve mumyalaşmış taneler üzerinde geçirir. İlkbaharda gelişmesi mart sonlarında olmaktadır. Enfeksiyon için % 90 neme ve 15-20°C sıcaklığa ihtiyaç vardır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalık, elverişli koşullarda bitkinin tüm yeşil kısımlarında görülebilirse de daha sık olarak salkım ve tanelerde oluşur.
Tanelerde 3-5 mm çapında, yuvarlak, pembemsi, kızla yakın lekeler halinde görülür. Leke tane üzerinde homojen bir şekilde büyür. Büyüdükçe rengi koyulaşır. Parmakla bastırıldığında hastalıklı kabuk, etli kısmından kolayca ayrılır. Hastalık ilerledikçe salkım ve taneler gri renkte bir küf tabakasıyla kaplanır. Taneler çatlar, çok ileri devrede buruşur ve meşinleşmiş bir hal alır. Beyaz çeşitlerde taneler kahverengi, koyu renkli çeşitlerde ise kırmızımsı olurlar.
Olgunlaşmış salkımlarda doğrudan ürün kaybına neden olmaktadır. Hava şartlarının fungusun gelişmesine uygun gittiği yıllarda bu kayıp daha fazla olmaktadır. Hastalık, özellikle geç hasat edilen üzüm çeşitlerinde daha yaygın görülmektedir.
Mücadelesi
- Kurşuni küf hastalığı ile mücadelede kültürel önlem olarak
- Aşırı azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır.
Asmalarda güneşlenme ve havalanmayı temin için iyi bir yaz budaması yapılmalıdır.
- Asmalar üzümlerin olgunluk devresinde fazla sulanmamalıdır.
- Salkımlarda yaraya yol açan hastalık ve zararlılara karşı koruyucu önlemler alınmalıdır.
- Salkım güvesine karşı çok iyi mücadele yapılmalıdır.
Bu hastalıkla kimyasal mücadelede ilk ilaçlama, tanelerin olgunlaşma başlangıcında (ben düşme dönemi) yapılmalıdır. Diğer ilaçlamalara ilacın etki süresi dikkate alınarak devam edilmelidir. İlaçlamalara son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süre dikkate alınarak son verilmelidir.
c) Sebzelerde Fungal Hastalıklar
1. Mildiyö
Tanımı ve Yaşayışı
Mildiyö hastalığına neden olan etmenler farklı şekillerde kışlamaktadır. Domates, lahana ve marul mildiyösü etmenleri oospor halinde bitki artıklarında, patates mildiyösü etmen] misel halinde depoda veya tarlada kalan hastalıklı bitkiler üzerinde ve soğan mildiyösü etmeni oospor veya misel halinde tarlada kalan bitki artıklarında kışı geçirmektedir,
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Mildiyö hastalıkları bitkilerin toprak üstü organlarında yanıklıklara neden olur. Hastalık genellikle genç yapraklarda haşlanmış bir görünüm şeklinde belini–. Hastalıklı yaprağın alt yüzeyinde hastalıklı dokuların kenar kısımlarında küf tabakası oluşur. Hastalık meyvelerde de görülebilir. En önemli mildiyö hastalıkları patates, domates, marul, lahana ve soğanda görülen hastalıklardır.
Patates mildiyösü: Hastalığın belirtileri genellikle yaprak ucu veya kenarlarından başlayan küçük sulu açık yeşil lekeler şeklinde görülür. Yüksek oranda nem durumunda yaprağın alt yüzü pamuk benzeri, beyaz kül renginde küf tabakası ile kaplanır. Kuru havalarda lekeli yaprak dokuları kahverengileşerek kuru r. Hastalık sonucu çürüyen bitkilerden etrafa kendine has bir koku yayılır.
Patates yumrularda, yüzeysel 2-6 mm çapında, 6-11 mm derinliğinde eflatun renginde ve kuru çürüklük şeklinde çökük yaralar oluşur.

Domates mildiyösü: Yapraklar üzerinde önce küçük, soluk yeşil ve sarımsı renkte lekeler oluşur, daha sonra bu lekeler kahverengi ve siyah renge dönerler.
Nemli havalarda lekelerin alt yüzlerinde beyaz veya kül rengi bir rnantar tabakası görülür. 19-22 °C’ve % 80 nemin üstünde olan koşullarda salgın gerçekleşir. Hastalık dal ve meyvede de zarar yapabilir.

Marul mildiyösü: Bu hastalık özellikle marul fidelerinde zararlı olur Yapraklarda sarımtırak veya açık yeşil renkte lekeler görülür. Bu lekeler daha sonra esmerleşir. Nemli havalarda bu kısımlar kararıp çürürler. Nemli şartlarda lekelerin alt yüzünde beyaz kül renginde bir mantar tabakası oluşur.
Tarlada genellikle marulların alt yapraklarında görülür. Marulların satış değerlerinin düşmesine neden olur. Salgın durumlarında bitkinin yaprakları ticari değerini kaybederek zarar %1 00″e yaklaşır.

Lahana mildiyösü: Bu hastalık, lahana fidelerinin ve tarlada gelişmiş durumda olan bitkilerin özellikle alt yapraklarından başlamak
üzere, yaprakların alt yüzeylerinde gri, kirli beyaz renkte küf tabakaları halinde kendini belli eder. Yaprak üzerinde ise sarı lekeler dikkati çeker. Zamanla bu lekeli kısımlar kurur ve yaprağın ölümüne neden olur.
Hastalık serada yetiştirilen fidelerde büyük zararlara neden olabilir. Serin ve yağışlı yörelerde zarar oluşturur.

Soğan mildiyösü: Soğan yapraklarının dip ve orta kısımlarında çukurlaşmalar meydana gelir. Bunların ortaları zamanla beyazlaşır ve menekşe rengini alır. Bu lekelerin biri diğeri ile birleşerek yaprağın kurumasına neden olur. Mildiyö soğan başında ise buruşma, kalınlaşma ve sonraları ise süngerleşmelere neden olur.
Hastalık ne kadar erken görülür ve salgın yaparsa, ürün kaybı o oranda artar. Ayrıca mildiyöye yakalanmış soğan bitkilerinin yumruları depolarda uzun müddet saklanamaz. Yumruda zamanla yumuşama, sulanma ve çürümeler meydana gelebilir.

Mücadelesi
Kültürel Önlemler; Mildiyö hastalıklarına karşı alınacak kültürel önlenler şunlardır;
- Hastalıklı bitki artıkları tarladan uzaklaştırılarak yok edilmeli,
- Azotlu gübreler gereğince kullanılmalı,
- Dayanıklı çeşitler yetiştirilmeli,
- Çiğ düşmeyen yerlerde sebze tarımı yapılmalı,
- Mildiyö görülen fideliklerin yeri geriştirilmeli,
- Tohumlar sık ekilmemeli,
- Aşırı sulama yapılmamalı ve
- Ekim nöbeti uygulanmalıdır.
Kimyasal Mücadele; Mildiyö hastalıklarıyla kimyasal mücadelede, fideliklerde fidenin toprak yüzerine çıkmasıyla, tarlada ise hastalığın görülmesiyle birlikte ilaçlamalara başlanmalıdır. İlaçlamalar genel olarak birer hafta ara ile yapılmalı, kullanılacak ilacın etki süresi de dikkate alınarak hasattan en az bir hafta önce ilaçlamalar kesilmelidir.
2. Külleme
Tanımı ve Yaşayışı
Hastalık etmeni kışı, bitki yaprakları üzerinde geçirir. Külleme hastalığı rüzgar ve böceklerele çevreye dağılarak yeni bitkilere bulaşır. Hastalığın mevsim içinde yayılması ve bulaşmaların olması için %60-70 nem ve 27°C’ye kadar varan sıcaklık çok uygundur. Külleme, yağmurlu havalardan çok çipli ve puslu günlerde daha fazla yayılır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Külleme hastalığı bütün sebzelerde görülmektedir. Külleme tarla ve bahçe yetiştiriciliği yapılan yerlerde kavun, hıyar, kabak, karpuz, bamya, gibi sebzelerde; örtü altı yetiştiriciliği yapılan yerlerde de yine hıyar, kavun, domates, patlıcan, biber vb. sebzelerde genellikle her yıl görülür.
Hastalık belirtileri bitkilerin alt yapraklarından başlar. Daha sonra taze yapraklara ve sürgünlere geçer. Küllemenin bitkideki görünüşü, yaprakların genelde üst yüzünden bazen hem alt hem de üst yüzünde un serpilmiş gibi lekelerin oluşudur. Lekeler zamanla birleşerek bütün yaprağı kaplar.
Küllemeli bitkiler büyüyemez, çiçek açmaz ve meyveler tatsızlaşır. Hastalık çok ilerlemişse yaprak ve meyve dökümü olur.
Kabakgillerde külleme: Hastalık bitkilerin özellikle yaşlı yapraklarında görülür. Zamanla yeni oluşan yapraklara da geçer. Yaprakarın üst yüzeyinde yuvarlak lekeler belini–, Sonra bu lekeler birleşerek yaprağın her iki yüzeyini, yaprak sapını ve gövdeyi kaplar. Önceleri beyaz renkte toz tabakası gibi görünen miseller zaman ilerledikçe esmerleşir. Yapraklar kuruyup dökülür ve bitkide gelişme durur.
Patlıcangillerde külleme: Yapraklarda yuvarlak, ayrı ayrı lekecikler görülür. Sonra bu lekecikler birleşerek bütün yaprak sapını, yaprak ayasını, gövdeyi kaplar. Mevsim ilerledikçe lekelerin rengi beyazdan kül rengine döner. Hastalığın biraz daha ilerlemesi ile yapraklar pörsür, aşağıya doğru sarkar ve kurumalar meydana gelir. Böylece büyük ölçüde ürün kaybına neden olur.
Mücadelesi
Kültürel önlemler; Hastalığın sıklıkla görüldüğü yerlerde, hastalıklı bitki artıklarının toplanıp yakılması gerekir.
Kimyasal mücadele; Bu hastalığın en etkili ilacı kükürttür. İlaçlamalara hastalık görünür görünmez başlanmalı, 10 gün ara ile tekrarlanmalıdır. Şiddetli çiğ ve yağıştan sonra toz kükürt ile ilaçlama yapmamak gerekir. Çünkü yağışın ardından çıkabilecek güneş bitkiyi yakabilir. Son ilaçlama ile hasat arasında en az 15-20 günlük bir aralık bırakılmalıdır.
3. Antraknoz
Tanımı ve Yaşamı
Etmeni fungus olup, kışı tohum içinde veya tarladaki hastalıklı bitki artıklarında geçirir. Bulaşık tohumların tarlada çimlenmesi sonucu belirtiler önce ilk yapraklarda görülür. Hastalık fidelerden etrafa çeşitli yollarla yayılır, uygun iklim koşullarında yaprak, dal veya meyvelerde bulaşmadan sonra 4-5 gün içinde leke oluşturur. Hastalığın gelişmesi için en uygun sıcaklık 17-23 ‘C, nem ise %80’dir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Antraknoz hastalığının genel belirtileri sebzelerde yanıklık olarak görülür. Bunun yanında leke ve çökük yaralar oluşur. Yapraklarda sarımsı lekeler şeklinde kendini gösteren belirtiler daha sonra kahverengi veya siyaha dönüşür. Sap ve meyveler üzerinde de çökük lekeler meydana gelir. Sebzelerde en fazla fasulye, kavun ve karpuzda görülür. Tohumlarda ise, beyaz, danelerde siyah veya kırmızımsı kahverengi, açık renkli danelerde kırmızımsı kahverengi yuvarlak lekeler oluşturur.
Fasulye antraknozu: Hastalık ilk olarak yeni çıkan fidelerin çenek yapraklarında ve gövdelerinde koyu kırmızımtırak-kahverengi, çökük lekeler halinde görülür. Böyle fideler çoğunlukla gelişmeden ölürler.
Dallardaki belirtiler uzunlamasına, çökük, tek tek ya da birbirleri ile birleşmiş, kahverengi siyah lekeler halindedir.
Meyvedeki belirtiler de genellikle 1-5 mm çapında siyah, orta kısmı açık kahverengi, çökük, yuvarlak lekeler halinde görülür.
Hastalık, genç fidelerde ölüme veya gelişmenin yavaşlamasına neden olur. Hastalığın şiddetli görüldüğü bahçelerde ürün kaybı %90’a ulaşabilir. Genellikle nemli sahil bölgelerimizde hastalık yaygın olarak görülmektedir.
Kavun ve karpuzda antraknoz: Yapraklar üzerinde esmer veya siyah yuvarlağa yakın lekeler halinde belirir. Lekeler birleşip büyürler, daha sonra buruşup parçalanırlar. Sonunda yaprak, hatta bütün bitki kuruyarak ölebilir. Yaprak sapları üzerinde uzunumsu esmer, hafif çukur lekeler meydana gelir.
Meyvelerde 1-2 mm çapında daha büyük daire ve bazen da gayri muntazam çöküntü halinde lekeler oluşur. Daha sonra bunların kavuniçi bir renk alması ile tanınması kolaylaşır.
Mücadelesi
Kültürel önlemler; Antraknoz hastalığıyla mücadelede kültürel önlem olarak:
- Sağlıklı tohum kullanılmalı
- Hastalıklı bitkilerin tarladan uzaklaştırılmalı
- Ekim nöbeti uygulanmalı
Tarlada drenaj iyi olmalı
Yabancı ot mücadelesi yapılarak bitkilerin iyi havalanmasının sağlanması gereklidir.
Kimyasal mücadele; Kimyasal mücadeleye, hastalık belirtilerinin görüldüğü zaman veya günlük ortalama sıcaklığın 17-23 °C arasında olduğu ve orantılı nemin %921nin üstüne çıktığı zaman başlanmalıdır.
4. Kurşuni Küf
Tanımı ve Yaşayışı
Çok geniş bir konukçu dizisine sahip olan kurşuni küf etmeni, her konukçuda değişik görünüşte hastalık tablosu meydana getirir. Gövde ve meyve enfeksiyonları yapar önce toplu iğne başı kadar küçük olan lezyonlar, epidermis altında gelişerek genişler ve dokulara yayılır. Gövde ve meyve sapı lezyonları meyve dökümüne neden olabilir. Konukçunun çiçek zamanında taç yaprakları hastalığa çok duyarlıdır. Fungus bu kısımlardan girerek meyveye geçer ve meyve çürüklüğünü başlatır. Yumrulu bitkilerde lezyonlar (belirtiler) büyüdükçe yumuşak çürüklük oluşur. Soğan yumruları üzerinde kurşuni renkli küf tabakası dikkati çeker.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Hastalık etmeni fungus, zayıflık paraziti olarak bilinir. 20-25 °C sıcaklık ve %90-95 orantılı nemde, özellikle havalandırması iyi olmayan örtü altı yetiştiriciliğinde, doğada ve depolarda hastalık görülür.
Mücadelesi
Kültürel önlemler;
- Seralarda iyi havalandırma yapılarak sıcaklık ve orantılı nemin yükselmesi önlenmeli
- Sık dikimden kaçınılmalı
- Hastalıktan zarar görmüş bitkiler sökülerek imha edilmeli Dengeli gübreleme ve iyi bakım yapılarak bitkilerin sağlıklı gelişmeleri sağlanmalı
- Çiğ olasılığına karşı güneş batınımdan 2 saat önce sera ısıtılmalı
- Hasattan sonra hastalık etmenlerinin toprağa karışmasını önlemek için bitki artıkları toplanarak yakılmalıdır.
Kimyasal mücadele; Çevrede hastalığın ilk belirtileri görüldüğünde veya bitkiler çiçeklenme devresine iken ilaçlı mücadeleye başlanır.
5. Pas
Tanımı ve Yaşayışı
Pasın etmeni bütün dönemlerini konukçu bitkide tamamlayan bir fungustur. Yapraklar üzerinde kırmızımsı-kahverengi renkleriyle kolaylıkla tanınırlar. Hastalığın gelişmesi için sıcaklığın 20°C olması gerekir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Yapraklarda ilk defa kahverengi lekeciklerin oluşması ile dikkati çeker. Lekeciklerin çevresinde açık sarı renkli bir halka bulunur. Vegetasyon devresi sonuna doğru lekelerin renkleri siyahımsı koyu kahverengini alır. Genellikle yapraklarda görünmekte ise de bitkinin diğer kısımlarında da zararlı olabilmektedir Pas erken çıktığı takdirde yaprakların kurumasına ve kıvrılarak dökülmesine sebep olur. Erken kuruma ve çökmeler nedeniyle ürün kayıplarına sebep olur. Kavuzlardaki lekelerde kalite düşüklüğü meydana gelir.
Mücadelesi
Kültürel önlemler; Hasat sonunda bitki artıkları toplanarak yakılmalı veya derin çukurlara gömülmelidir. şiddetli görüldüğü yıllardan sonra mutlaka münavebedeye yer verilmelidir.
Kimyasal mücadele; Çevrede bitkilerin yapraklarında pas lekeleri görülmeye başlandığında, ilaçlamaya başlanır. Birer hafta aralarla pasın şiddetine göre 3-5 uygulama yapılır.
6. Erken Yaprak Yanıklığı
Tanımı ve Yaşayışı
Etmeni fungustur. Bulaşma genellikle topraktan olur. Hayatını topraktaki bitki artıkları üzerinde geçirir. Tohumla da bulaşabilir. En uygun gelişme sıcaklığı 28-30°C’dir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Bu hastalığa bitkilerin her devresinde rastlanır. Fideliklerde kök çürüklüğü veya kök boğazı yanıklığı yapar. Hastalık yapraklarda saplarda ve meyvelerde lekeler halinde görülür. Lekeler, öncelikle küçük düzensiz ve esmerdir. Sonra 1-2cm büyürler. Koyu gri bir renk alırlar ve genellikle iç içe geçmiş daireler şeklindedir. Şiddetli hallerde bütün yapraklar kurur ve dökülür. Lekeler saplarda da meydana gelir. Bu lekelerin üstünden itibaren bazen sap tamamen ölür Çiçek ve meyve sapları hastalığa yakalanırsa dökülürler. Meyvelerde umumiyle sapın tutunduğu kısımda koyu renkli çökük genellikle sınırlı lekeler meydana gelir. Hastalık kısa zamanda bitkiyi öldürür ve çok fazla miktarda ürün kaybanına neden olur.
Mücadelesi
Kültürel Önlemler; Temiz tohum kullanılması, fideliklerin ve seraların havalandırılması, aşırı sulamadan kaçınılması ve hastalıklı bitki artıklarının imha edilmesi gerekmektedir.
Kimyasal Mücadele; İlaçlamaya ilk lekeler görülür görülmez başlanmalıdır.
7. Septoria Leke Hastalığı
Tanımı ve Yaşayışı
Etmeni fungustur. Hastalığın bir yıldan diğer yıla geçişi hastalıklı tohum ve bitki artıkları ile olur. Hastalıklı bitki artıkları üzerinde oluşan sporlar genç bitkilere yağmur, rüzgar ve böceklerle bulaşır. Genellikle yaprakta zararlı olduğu gibi yaprak sapında ve tohumda da zararlı olur. Gelişme 13-30°C’de meydana gelir. En uygun gelişme sıcaklığı 25°C’dir.
Konukçuları; domates, marul, maydanoz, soğan, kereviz ve kabaktır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Yapraklarda ve yaprak saplarında çok küçük yuvarlak, kesin sınırlarla ayrılmış kahverengi lekeler halinde, önce bitkinin alt kısmındaki yaşlı yapraklarında görülür. Zamanla bu lekeler (3 mm. çapına kadar) büyür ve merkezlerinin rengi açık kahverengi olur. İleri hallerde bütün yaprağı kapsayacak şekilde ve çok sayıda olur. Hastalık şiddetli olduğu zaman meyvelerde ve yumrularda küçülemeler ve kalite bozuklukları meydana getirir. Hastalığın şiddeti yağışlı ve rutubetli yıllarda daha da artar.
Mücadelesi
Kültürel Önlemler; Temiz tohum kullanılması, münavebe yapılması, hastalıklı bitkiler ve hasat artıklarının toplanıp imha edilmesi gerekmektedir.
Kimyasal Mücadele; İlk hastalık belirtileri görülür görülmez ilaçlamaya başlanmalıdır.
8. Çökerten
Tanımı ve Yaşayışı
Çökerten hastalığına sebep olan etmenler;
- Pythium spp.
- Rhizoctonia spp.
- Fusarium spp.
- Alternaria spp.
- Sclerotinia spp.
- Phytophthora spp.
Hastalık etmenleri toprakta saprofit olarak yaşamlarını sürdürürler. Tüm sebze çeşitlerinde çökerten hastalığını oluştururlar. Fideliklerde yer yer boşalmalar olduğundan ülkemizde bu hastalığa “ayna hastalığı” ismi de verilmektedir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Çökerten (kök çürüklüğü) fide döneminde görülen bir hastalıktır. Aynı zamanda çıkıştan önce de zarar meydana gelebilir. Fidelik devresinde fidelerin toprakla temas eden kök boğazlarından itibaren yattıkları görülür. Gerek çıkış öncesi, gerek çıkış sonrası meydana gelen ölümler sonucu fidelikte ocaklar halinde boşluklar meydana gelir. Fidelik koşulları uygun oluğu takdirde, hastalık, fidelerin tamamen tahrip olmasına sebep olabilir. Hastalık yurdumuzda fide üretilen bütün alanlara yayılmış durumdadır.
Fide kök çürüklüğü hastalığı tüm sebze çeşitlerinin fidelik devresinde zararlıdır.
Mücadelesi
Kültürel Önlemler; Bu hastalığa karşı alınacak olan kültürel önlemler;
- Zarar görülen fideklerin harç toprağı boşaltılıp içerisi temizlendikten sonra yeniden fidelik toprağı hazırlanıp konmalı,
- Tohumlar sık ekilmemeli,
- Hastalıklı fideler ayıklanmalı,
- Fideler uygun hava koşullarında açılıp havalndırılmalı,
- Fazla sulamadan kaçınılmalı,
- Fazla azotlu gübre verilmemeli,
- Erken ekim yapmaktan kaçınılmalı ve
- Fidelikler bol güneş alan, soğuk rüzgarları tutmayan yerlerde kurulmalıdır.
Kimyasal Mücadele: İlaçlamalar; tohum ilaçlaması, toprak ilaçlaması (ekim öncesi, ekim sonrası) ve fidelerin toprak yüzeyine çıkışından sonra ilaçlama şeklinde yapılabilir.
ç) Tarla Bitkilerinde Fungal Hastalıklar
1. Pas
Tanımı ve Yaşayışı
Tarla bitkilerinde pas hastalığına birden fazla etmen neden olmaktadır ve etmen özelliğine göre pas hastalıklarına farklı isimler verilmektedir.
Sarı pas, (Pucinio striiformis) etmenin yazlık sporları, yuvarlak, çeperleri dikenli ve üç veya dört adet olan delik yüzey üzerine dağılmıştır. Kışlık sporlar ise uzunca, hücre çeperi kalın ve düz iki hücreli ve bu hücreler arası hafif boğumludur. Sarı pas etmeni yaz dönemini yüksek rakımlı bölgelerde canlı kalan yabani buğdaygil bitkileri üzerinde, kış dönemini ise güzlük ekilen buğdaylar üzerinde geçirir. Hastalık buğday tarlalarında ilkbaharda ve hava sıcaklığının 10-15 °C olduğu dönemlerde görülür. Hastalık etmeni funguslar yaprakların üst yüzeylerinde makine dikişine benzer şekilde püstüller (içi hastalık etmeni ile dolu kabarcıklar) oluşturur. Sıra veya sıralar üzerine dizilmiş noktacıklar biçiminde olan bu püstüllerin içinde etmenin yazlık sporları meydana gelir. Bu püstüller limon veya portakal rengindedir. İlkbaharda bu püstüllerden oluşan milyonlarca yazlık spor rüzgârla çevreye dağılır ve uygun koşullarda taşındığı buğday bitkilerini enfekte ederek yeni püstüller oluşturur. Enfeksiyonların oluşumunda sıcaklık ve nem çok önemlidir. Sarı pasta, buğdayda enfeksiyonun başlaması ile gözle görülebilir belirtilerin ortaya çıkışı arasında geçen süre (inkubasyon süresi) 12— 14 gündür. Ara konukçusu bilinmemektedir.
Kahverengi pas (Pucinia recondito) türünde, etmenin yazlık ve kışlık sporları genellikle sarı pas etmenine benzer. Kahverengi pas, genellikle yapraklarda görülür ve bu nedenle yaprak pası olarak ta isimlendirilir. Hastalık etmeni kış dönemini, ‘Elman geçen bölgelerde gözlük ekimlerde, yaz dönemini ise yaz ortasında taze yaprak veren yabani buğdaygil bitkilerinde geçirir. Yazlık sporların içinde bulunduğu püstüller yaprak yüzeyine gelişi güzel dağılmış noktacıklar şeklindedir. Bunlar yanık kahverengindedir veya portakal sarısı rengindedir. Bu pas genellikle bitkilerde sarı pastan sonra kara pastan önce görülür. İlkbaharda yazlık sporlar oluşur. Bu sporlar rüzgârla yayılır ve uygun koşullarda yeni enfeksiyonlara neden olur,
Kara pas (Pucinio graminis) türünde, hastalık etmeninin yazlık sporları elips şeklinde, çevresi dikenli ve koyu portakal sarısı renklidir. Spor üstünde bulunan ve porus adı verilen çimlenme delikleri karşılıklı yer almaktadır. Kışlık sporlar ise uzunca, iki hücreli, çeperi düz ve bir sapçık üzerindedir. Kara pas etmeni kışı hastalıklı bitki parçacıkları üzerinde kışlık spor olarak geçirir. Bunlar ilkbaharda rüzgârla tahıl yaprak ve saplan üzerine taşınarak uygun koşullarda çimlenir. Buğdayın olgunluk dönemine doğru sap ve yapraklar üzerinde, siyah renkte sporlar oluşmaya başlar. Kara pas etmeninin Berberis (kadın tuzluğu) adı verilen bir ara konukçusu bulunmaktadır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Buğdayda görülen pas hastalıkları ülkemizin buğday üretimi yapılan tüm bölgelerine yayılmıştır. Fakat bazı pas türleri iklim isteklerine bağlı olarak bazı bölgelerde daha çok görülmektedir. Örnek olarak sarı pas İç ve Doğu Anadolu Bölgelerinde, kahverengi pas sahil Bölgelerinde, kara pas ise Güney, Batı ve İç Anadolu Bölgelerinde daha yaygındır. Ülkemizde pas hastalıklarının buğdayda meydana getirdiği kayıp, etmenin ırklarına, bölgelere ve yıllara göre % 12-75 arasında değişmektedir.
Sarı pas hastalığı, pas türleri içerisinde en erken görülen pas türüdür. Tahıl yapraklarında görülmektedir. Bunun yanında sap ve başaklarda da görülebilir. Yaprakların üst yüzeyinde oluşan makine dikişi şeklinde ve sarı renkli püstüller hastalığın tipik belirtileridir. Bu püstüllerin dizilişi bir çizgiyi andırdığı için sarı pasa çizgi pası ismi de verilir. Buğdayın olgunlaşmasına doğru sarı renkli yazlık sporların yerini siyah renkli kışlık sporlar alır.
Kahverengi pas genellikle yapraklarda görülür. Bu nedenle yaprak pası da denir. Yazlık sporlann içinde bulunduğu portakal sarımsı veya yanık kahverengi renkteki püstüller yaprak yüzeyine gelişi güzel dağılmış noktacıklar şeklinde görülür. Kahverengi pas hastalığında bazen esas püstülü çevreleyen bir veya iki daire halinde daha küçük püstüller oluşur. Bu özellik kahverengi pasın tanımlanmasında önemlidir.
Kara pas buğday yaprak, sap ve başaklarında görülmektedir. Hastalığın ilk belirtileri sap ve yapraklar üzerinde görülen oldukça büyük, oval veya uzunca ve genellikle kiremit kırmızısı renkte püstüllerdir. Bu püstüllerin çevresindeki epidermis yırtılmış ve beyazımsı bir yaka şeklini almıştır. Hastalığa dayanıklı buğday çeşitlerinde püstüller küçük ve çevreleri sarımsı (klorotik) bir saha ile kaplanmışken hastalığa duyarlı çeşitlerde çoğu kez birbiriyle birleşmiş bir çizgi görünümündedir. Buğdayın olgunlaşmasına doğru, yazlık sporlar yerine renkleri koyu kahverengiden siyaha kadar değişen kışlık sporlar meydana gelir.
Mücadelesi
Pas hastalıklarına karşı kültürel önlemler ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler:
Kültürel Önlemler: Pas hastalığına karşı sık ekim yapılmamalı, yabancı otlarla zamanında mücadele edilmeli, fazla azotlu gübre verilmemeli, varsa hastalığa dayanıklı buğday çeşitleri kullanılmalı ve tarlada pasın ara konukçusu olan bitkiler imha edilmelidir.
Kimyasal Mücadele: Pas hastalıklarına karşı kimyasal mücadele hastalığın hemen her yıl şiddetli olarak görüldüğü yerlerde ve hastalığa duyarlı buğday çeşitlerinde yeşil aksam ilaçlaması olarak uygulanır. İlaçlamaya ilk püstüller görüldüğünde başlanır. İlk ilaçlamadan on gün sonra ikinci ilaçlama yapılmalıdır. İki ilaçlama pas hastalığı için yeterli olmaktadır. Fakat iklim koşulları hastalığın gelişmesine uygunsa ve bir salgın olasılığı varsa üçüncü ilaçlamanın yapılması gereklidir. Buğday hasadına bir ay kala ilaçlama yapılmalıdır. İlaçlama yapılırken yaprakların ve sapın yüzeyi ilaçlı su ile tamamen ıslanacak şekilde kaplama yapılmalıdır.
2. Sürme
Tanımı ve Yaşayışı
Sürme hastalığı ülkemizin farklı Bölgelerinde kör, karadoğu, karapamuk gibi isimlerle de anılan bir başak hastalığıdır. Sürme hastalığı, kör adı verilen hastalıklı tanelerin hasat veya harman sırasında ezilmesi sonucu ortaya çıkan sporların sağlam tanelere ve toprağa bulaşmasıyla yayılır.
Hastalıkla bulaşık tohumlar ekildiğinde, uygun şartlarda sporlar da tohumla beraber çimlenir. Çimlenen sporlar bitki bünyesine girer, buğdayla beraber sistemik olarak gelişir ve çiçek devresinde başağa kadar ulaşır. Başak içerisinde çoğalır ve tanenin içi sürme sporları ile dolar. Sürme hastalığının oluşumunda en önemli etkenler toprak sıcaklığı ve nemidir. Sporların çimlenmesi için en uygun sıcaklık 10-15 °C, en uygun toprak nemi % 23-30’dur. Hastalık etmeni kışı buğday tanelerinde ve toprakta geçirmektedir. Sürme sporları topraktaki canlılıklarını 3-5 yıl sürdürebilir. Fakat bu toprak işlemesine ve toprağın nemlilik derecesine göre değişmektedir. Tohumlar üzerindeki sporların ise 10-15 yıl canlılıklarını koruyabildikleri bilinmektedir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Sürme hastalığı, buğday yetiştiriciliği yapılan tüm bölgelerinde bulunmaktadır. Hastalık sonucu ortalama % 10-20 verim kaybı bulunmaktadır. Fakat bu kayıplar şartlara ve buğday çeşidine ı olarak% 70-95 civarına çıkabilmektedir.
Sürme hastalığa yakalanmış buğdaylar, başaklar süt olum dönemine gelinceye kadar sağlam bitkilerden ayırt edilemezler. Hastalıklı buğdaylar sağlam olanlara göre daha kısa boyludur ve daha Uzun süre yeşil kalır. Hastalıklı buğdaylarda başak rengi mavimtırak-yeşil olup sağlamlara nazaran daha hafif olduklarından dik durur.
Hastalıklı buğday çeşitlerinin birçoğunda sürmeli başakların kavuzları açıldığında kirli-gri renkte kör daneler görülür. Bazı çeşitlerde ise, bu daneler dıştan hiç belli olmaz. Bu sebeple hastalığın teşhisi kör danelerin iki parmak arasında ezilmesi ile yapılır. Parmaklar arasında ezilen tane içinden siyah-kahverengi renkte fungusun sporları çıkar. Bu sporlar etrafa balık kokusuna benzer koku yayar.
Sürme hastalığı tohumluk kalitesini de olumsuz olarak etkilemektedir. Kör danelerin parçalanması sonucu sağlam danelere bulaşan sporlar onların, rengini ve kokusunu değiştirerek un kalitesini etkilemektedir, Ayrıca böyle unlardan yapılan ürünleri yiyen insanlarda ve bulaşık dane ve saman yiyen inek, koyun ve kümes hayvanlarında sindirim sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.
Mücadelesi
Sürme hastalığının mücadelesinde kültürel önlemler ve kimyasal yöntemleri uygulanmaktadır, Bu yöntemler:
Kültürel Önlemler: Sürme hastalığı ile kültürel mücadelede ekim zamanı hastalığın gelişme durumuna göre ayarlanmalı (kışlık ekimler erken, yazlı kekimler geç yapılmalı), tohumluk selektörden geçirilerek sürmeli tanelerden temizlenmeli ve dayanıklı çeşitler kullanılmalıdır.
Kimyasal Mücadele: Sürme hastalığına karşı en etkili Kimyasal Mücadele yöntemi kuru tohum ilaçlamasıdır Tohum ilaçlamasında, tohumu ilaçlama düzeneği bulunan selektörlerin kullanılması daha iyi olmaktadır. Bu imkâna sahip olmayan yerlerde ise kolla çevrilen ve içi paletli ilaçlama bidonları kullanılmalıdır. Bu amaçla üretilmiş 50 ve 100 litre hacme sahip iki tip ilaçlama bidonu bulunmaktadır. İlaçlama bidonlarında yapılacak ilaçlamalarda, 50 litrelik bidonlara yaklaşık 25-30 kg, 100 litreliklere ise 50 kg tohum konulabilmektedir. İlaç ve buğday bidona konulduktan sonra, ilacın tohuma homojen bir şekilde bulaşmasını sağlamak amacı ile bidonun kolu en az 40-50 kez çevrilmelidir. Bu yöntemin olumsuz tarafı ise ilaçlama bidonlarının kapasitelerinin küçük olması ve bu nedenle ilaçlama işinin uzun sürmesidir. Ülkemizde selektör ve ilaçlama bidonları bulunmayan yerlerde tohumluk yere yığılıp kürekle karıştırılmak şeklinde ilaçlanmaktadır. Fakat bu uygulamada tohumluğun her tarafı homojen olarak ilaçla kaplanmadığından çoğu zaman hastalık görülmektedir. İlaçlama hemen ekim öncesi yapılmalıdır.
3. Rastık
Tanımı ve Yaşayışı
Rastık hastalıkları değişik etmenler tarafından farklı bitkilerde meydana getirilmekte ve farklı belirtiler meydana getirmektedir.
Arpa kapalı rastığına Ustilago hordei isimli fungus neden olmaktadır. Arpa kapalı rastığına yakalanmış bitkilerin başakları, sarı olum dönemine geldiğinde grimsi renkte görünmeye başlar. Hastalığa yakalanan bitkilerin başakçıkları üzerinde siyahımsı-gri renkli ve ince bir zar bulunur. Bu zarın içi siyah renkli ve küçük çaplı (5— 7 mikron) sporlarla doludur. Hastalıklı başaklar hasat veya harman sırasında ezilip parçalanmakta ve bu başaklardan sağlam danelere sporlar bulaşmaktadır. Bulaşık danelerdeki sporun çimlenmesi için ortalama 20 °C, enfeksiyon için ortalama 15-20 °C sıcaklık gerekmektedir.
Arpa yarı açık rastığına Ustilago nigra isimli fungus neden olmaktadır: Arpa yarı açık rastığına yakalanan bitkilerin başakları siyah renkte toz yığını şeklinde görülür. Bu siyah tozlar hastalık etmeninin sporlarıdır ve yaklaşık 6-7 mikron çapındadır. Bu sporlar önce bir zar ile çevrilidir. Daha sonra zarın yırtılması ile çevreye dağılır. Hastalık etmesinin sporları rüzgârla yayılarak sağlam başaklardaki daneler üzerine gelir. Ekim zamanına kadar danenin üzerinde veya kavuzun altında yaşamlarını sürdürür. Ekim sonrası tohum çimlenirken üzerindeki spor ve misellerde gelişmeye başlar ve tanelerin içini hastalık etmeni doldurur. Daha sonra olgun sporlar oluşur ve taneyi çevreleyen zar parçalanarak sporlar etrafa dağılır ve sağlam bitki çiçeklerine ulaşır.
Buğday rastığına Ustilago nuda tritici isimli fungus neden olmaktadır. Hastalık, buğdayın çiçeklenme devresinde görülür. Bütün başak siyah bir toz yığın’ haline dönüşür.
Hastalık etmeni rüzgâr, yağmur v.s. ile çevreye dağılarak buğday ve arpa başakları çiçekleri üzerine gelir ve uygun koşullarda çimlenir. Rastık hastalığına yakalanmış başaklar siyah toz yığını halinde kolayca görülebilir. Sağlam bitki başakları çiçek devresinden sonra olgunluğa giderken rastıklı başaklardaki sporlar da çevreye dağılır ve geride sadece çıplak başak ekseni kalır.
Mısır rastığına Ustilago maydis isimli fungus neden olmaktadır. Hastalık etmeni bitkinin toprak üstü kısmında gal adı verilen şişkinlikler oluşmasına neden olur. Bu galler önceleri sert yapıda olup çevresi parlak, gri-beyaz renkli bir zarfa kaplıdır. olgunlaştıkça zar sararır, üzerinde çatlaklar meydana gelir, süngerimsi bir hal alır ve içinde bulunan siyah toz şeklindeki sporlar etrafa dağılır. Gallerin büyüklüğü iklim koşullarına, mısır çeşidine ve bitkide oluştuğu yere bağlı olarak 0,5-20 cm çapında değişir. Hastalık etmeni kışı toprakta ve hastalıklı bitki artıkları arasında geçirir. Enfeksiyon, hastalık etmeninin rüzgârla bitki üzerine taşınan sporların çim borularının epidermis hücresinin zamdan, stomalardan, böcek, insan ve hayvanların açtığı yara ve eziklerden içeri girmesiyle olur.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Arpa kapalı rastığı, ülkemizde tohum ilaçlaması uygulanmayan yerlerde yaklaşık % 10’un üzerinde zarara yol açmaktadır. Bu hastalık arpa üretimi yapılan tüm bölgelerimizde görülmektedir. Arpa kapalı rastığına yakalanmış bitkilerin başakları sarı olum ve tam olum dönemlerinde siyahımtırak-gri renkte görülür. Hastalıklı başaklar çoğu kez kısmen veya tamamen bayrak yaprağı kını içinde kalır. Bu durum nedeniyle inceleme ve sayımlarda çok dikkatli olunması gerekir, aksi halde hastalıklı başaklar gözden kaçabilir.
Hasat ve harman sırasında parçalanan hastalıklı başaklardan dağılan sporlar sağlam tanelere bulaşır ve onlara siyah bir görünüm vererek arpa kalitesini de düşürür.
Arpa yarı açık rastık hastalığına siyah rastık ismi de verilmektedir. Bu hastalığın ilk belirtileri bitkilerin çiçeklenme döneminde görülür. Kapalı rastıkta olduğu gibi tanelerin üstü başlangıçta gri renkli bir zar ile kaplıdır. Başak üzerindeki kılçıklar da yerlerini korumaktadır. Sarı ve tam olum dönemlerinde bu zar patlar, kılçıklar dökülür ve sporlar çevreye dağılır. Sonuçta bitkide sadece başak ek-seni kalır.
Buğday rastığına neden olan etmenler bazı nedenlerden dolayı değişik oranlarda ürün kaybına neden olur. Ülkemizde buğday rastığından oluşan zararın buğday çeşitlerine göre değişmekle yaklaşık % 20 civarında olduğu bilinmektedir. Hastalık ülkemizde bütün bölgelerde yaygındır. Fakat asıl zararı, orantılı nemin yüksek olduğu kıyı ve geçit Bölgelerinde yapmaktadır. Çiçeklenme devresinde buğday rastık hastalığına yakalanmış başaklar siyah toz yığın’ şeklinde görülebilir. Sağlam bitki başakları çiçek devresinden sonra olgunluğa giderken rastıklı başaklardaki sporlar çevreye dağılır ve geriye sadece çıplak başak eksen’ kalır.
Mısır rastığı, mısır ekimi yapılan bütün bölgelerimizde görülmektedir. Mısır rastığının belirtileri bitkinin yaprak, sap, koçan, püskül ve erkek çiçekleri gibi tüm toprak üstü aksamında görülür. Bu organlarda gal adı verilen şişkinliklere neden olur.
Galler başlangıçta sert olup parlak ve gri-beyaz renkli bir tarla kaplıdır. Olgunlaştıkça zar sararır, üzerinde çatlaklar meydana gelir, süngerimsi bir hal alır ve içinde bulunan siyah toz şeklindeki sporlar etrafa dağılır. Gallerin çapı 0,5-20 cm arasında değişir. Galin oluştuğu yere, büyüklüğüne, sayısına, püskül ve koçan çıkarma devresindeki enfeksiyon durumuna bağlı olarak zarar derecesi değişir. Hastalık kaçan, erkek çiçekler ve boğumlarda çok tahripkârdır. Hastalıklı bitkilerden alınan koçanlardaki daneler çürüklük etmenlerine karşı hassastır. Erken dönemdeki şiddetli enfeksiyonlar bitkinin ölümüne ve koçan çıkmamasına neden olur.
Mücadelesi
Rastık hastalıklarına karşı kültürel ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler:
Kültürel önlemler: Arpa kapalı rastığı, arpa yarı açık rastığı ve buğday rastığı mücadelesinde kültürel önlem olarak rastık hastalıklarına dayanıklı çeşitler kullanılmalı, şartlar uygunsa kışlık ekim geç, yazlık ekimler ise erken yapılmalı ve derin ekim hastalık oranını arttırdığından yüzeysel ekim yapılmalıdır. Mısır rastık hastalığına karşı alınacak kültürel önlemler hastalıkla mücadelede kullanılan tek yöntemdir. Bu amaçla mısır rastığının çok fazla zararlı olduğu yerlerde en az 3-4 yıllık bir ekim nöbeti uygulanmalı, çok erken ve çok geç ekimlerden kaçınılmalı, rastık keseleri olgunlaşmadan kesilip yok edilmeli, rastıklı bitki artıkları çok derine gömülmeli veya yakılmalı, bitkileri yaralamaktan ve fazla azotlu gübre vermekten kaçınılmalı ve dayanıklı çeşitler kullanılmalıdır.
Kimyasal Mücadele: Arpa yarı açık, arpa kapalı ve buğday rastığına karşı tohum ilaçlaması yapılmalıdır. Bu uygulama ilaçlama cihazı çalışan selektörlerde veya ilaçlama bidonlarında yapılmalıdır, Hastalığa karşı önerilen ilaçlar, önerilen dozlarda kullanılmalıdır. İlaçlanmış tohumlar ekim zamanına kadar kuru bir yerde muhafaza edilmeli, hava geçirmeyen (polietilen torba gibi) kaplarda muhafaza edilmemelidir. Eğer tohumluk o yılın ekim mevsiminde ekilmemiş ise bir sonraki yılın ekim mevsimine kadar normal depolama koşullarında çuvallarda, bez torbalarda, temiz ve kuru yerlerde saklanmalıdır. Mısır rastığında ise uygulamada etkin olarak kullanılabilecek bir ilaç bulunamamıştır.
4. Mildiyö
Tanımı ve Yaşayışı
Tarla bitkilerinde ayçiçeği ve tütün mildiyö hastalıkları önemli derecede zarara neden olmaktadır.
Ayçiçeği mildiyösüne Plasmopara helianthii isimli fungus neden olmaktadır. Etmenin üreme yapıları (sporangiofor) yaprakta ve kökte bulunabilir. Sporangioforların uç kısmında eşeysiz sporların üretildiği yapı (sporangiumlar) bulunur.
Ayrıca fungusun kışlık üreme yapısı olan oosporlar da bitki dokuları içinde yer almaktadır. Hastalık etmeni kışı tohumda misel ve oospor formunda, tarlada ise oospor formunda bitki artıklarında geçirir. İlkbaharda oosporlar uygun koşullarda bitkiyi kök ve hipokotil tarafından enfekte eder. Bu duruma primer bulaşma adı verilir. Bitki içerisinde beslenen fungusun bir süre sonra bitkinin yaprakları altında hareketli üreme yapıları (zoosporangium) oluşur. Bunlar yağmur ve rüzgarın etkisiyle dağılır ve çevredeki genç bitkilere ulaşır. Bu bulaşmaya da sekonder bulaşma denir. Ayçiçeği mildiyö hastalığının bir sonraki yıla geçişinde en önemli faktör, kışlık sporlarla bulaşmış tohum ve topraklardır. Hastalığın bir bölgeden diğer bölgelere yayılmasında ise bulaşık tohum ve tohuma karışmış bitki artıkları rol oynar. Hastalığın gelişebilmesi için ortalama 15-20 sıcaklığa ihtiyaç vardır. Ayrıca yaprak altında fungal örtünün oluşması için yüksek nem gereklidir.
Tütün mildiyösüne Peronospora tobacina isimli fungus neden olmaktadır.Tütün mildiyösünün sporangioforları çatallı (dikotom) dallanma gösterir ve görünümleri 6-8 dallı bir ağaç şeklindedir. Üreme yapıları olan konidileri ise limon şeklindedir. Hastalık etmen] kışı hasat sonrası tarlada bırakılan tütün saplarında misel formunda kışlar. İlkbaharda konidiler rüzgarlar ile yeni gelişmekte olan tütün fideleri üzerine gelir ve enfeksiyon gerçekleştirir. Tütün mildiyösü hastalığının gelişmesi için en uygun sıcaklık 18-24°C arasıdır.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Ayçiçeği mildiyösüne ülkemizde ayçiçeği tarım’ yapılan hemen her bölgede bu hastalığa rastlamak mümkündür.
Hastalığın belirtileri bitkinin farklı gelişme dönemlerine göre değişmektedir. Fidenin çıkış döneminde çökerten belirtileri görülür. Bu dönemden sonra kök ve kök boğazı enfeksiyonları, sistemik enfeksiyonlar ve lokal yaprak lezyonları görülür. Bu belirtiler içerisinde sistemik enfeksiyonlar en yaygın görülenlerdir. Sistemik enfeksiyonlarda, fide döneminde hastalanan bitki gelişirken patojende dokular içinde gelişir. Bu tip bitkiler bodur kalır, yapraklarda rozetleşme görülür ve yaprak damarları boyunca açık sarı bir renk değişimi yani kloroz oluşur. Nemli havalarda lekelerin altında etmenin beyaz renkli fungal örtüsü görülür. Hasta bitkiler tarlada kolayca fark edilebilir. Etmen bitki içinde tablaya kadar çıkabilir. Enine bir kesit alındığında dokudaki fungal gelişme kahberengi çizgi şeklinde izlenebilir. Hasta bitkilerde tablanın içi tam dolmaz, tabla sapları kıvrılmaz ve tablalar dik durur. Mildiyö hastalığına yakalanmış bitkilerin tohumlarının çimlenme güçleri çok düşüktür. Ayrıca böyle tohumlar daha küçük, kabuk yüzdesi daha yksek ve yağ içerikleri daha düşüktür. Ayçiçeğinin 2-6 yapraklı olduğu dönem sistemik enfeksiyonlara en duyarlı olduğu dönemdir. Bu dönemi atlatan bitkilerde daha çok yaprak lezyonları görülür.
Tütün mildiyösü ülkemizde tütün tarımı yapılan hemen her yerde bulunmaktadır. Mildiyö hastalığı için en uygun koşullar fidelik döneminde oluşur. Fidelerin toprak yüzüne çıkışındna hasat sonuna kadar geçe süre içerisinde tütünler bu hastalığa yakalanabilir. Hastalıklı fideler sağlam fidelere oranla daha sarıdır.
Bu sarılık fideliklerde, enfeksiyonun başlangıç noktasında çevreye doğru genişler. Hasta fidelerin yaprakları bombeli bir görünüm alır ve uç kısımları hafifçe aşağı doğru kıvrılır.
Üstten sarımsı görülen yaprakların alt yüzlerine bakılacak olursa grimsi veya krili beyaz renkli bir küf tabakası ile kaplandığı görülür. Uygun koşullarda lekeler kısa zamanda tüm tütün yapraklarını sarar. Bu durumdaki bitkiler gelişmez ve kurur. Hastalık tütünlerinde sistemik enfeksiyonlara da neden olabilir. Böyle bir durumda hastalıklı doku gelişmez, yaprağın simetrisi bozulur ve bitkilerde bodurlaşma görülür.
Tarla dönemindeki belirtiler de fidelik dönemindekilere çok benzer. Fakat belirtilere hava koşulları pek uygun olmadığında genellikle alt yapraklarda rastlanır. Yapraklar üzerinde önceleri açık yeşil, daha sonra sarıya dönen lekeler görülür. Kısa zamanda büyüyen bu lekeler nekrozlaşma, kuruma, delinme ve yırtılmalar meydana gelir.
Mücadelesi
Kültürel Önlemler: Ayçiçeğinde mildiyö hastalığına karşı sağlıklı bitkilerden elde edilen tohumlar kullanılmalı, sık ekim yapılmamalı, ekim nöbeti uygulanmalı, yabancı otlarla mücadele edilmeli ve hastalığa dayanıklı çeşitler ekilmelidir Tütün mildiyösüne karşı da yukarıdaki önlemler alınmalıdır. Bu önlemlerden farklı olarak tütün fidelikleri hafif geçirgen topraklar üzerinde ve güneye bakan bol güneşli yerlerde kurulmalı, fidelikler toprak yüzeyinden yaklaşık 15-20 cm yükseklikte belirli bir alanda toplu olarak kurulmalı, kapalı yastıklarda fideler havalandırılmalı ve mildiyö hastalığına dayanıklı tütün çeşitleri kullanılmalıdır. Ayrıca hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla bir ekim alanından başka bir ekim alanına fide taşınmamalı ve fidelerin tarlaya dikilme işlemi bittikten sonra geriye kalan tüm fideler hemen yok edilmeli veya toprağa gömülmelidir.
Mekanik Mücadele: Hastalıklı bitkilerden sağlam bitkilere bulaşmaları önlemek amacıyla tarladaki hastalıklı bitkiler sökülüp yok edilmeli, ayçiçeğinin iki yapraklı döneminde tarladaki hastalık oranı %50’nin üzerinde ise bu durumdaki tarlalar sürülmeli ve hasat sonrası bitki artıkları sökülüp yakılmalıdır.
Kimyasal Mücadele: Ayçiçeği mildiyösüne karşı ekim öncesi tohum ilaçlaması yapılmalıdır. İlaçlamada toz haldeki ilaçlar kullanılacaksa 100 kg tohum 1 litre su ile iyice nemlendirilir. Daha sonra ilaç eklenerek iyice karıştırılır. Sıvı haldeki ilaçlarda ise ilaç doğrudan doğruya tohumla karıştırılır.
İlacın tohumla homojen bir şekilde karışması sağlanır. Tütün mildiyösüne karşı ilaçlama iki farklı dönemde yapılır.
Birinci dönem fide dönemidir. Bu dönemde ilaçlamaya fideler çimlenip toprak yüzeyine çıktıktan sonra başlanmalıdır.
İkinci dönem ise tarla dönemidir. Fideler tarlaya dikildikten sonra başlanmalıdır.
5. Çökerten
Tanımı ve Yaşayışı
Çökerten hastalığı tek bir fungusa bağlı değildir. Bu hastalığa toprak kaynaklı birden fazla etmen neden olmaktadır.
Fusarium fungusun miselleri bölmelidir ve düzensiz bir dallanma görülür. Konidi taşıyıcılar’ üzerinde mikro ve makro konidiler görülür. Mikro konidiler tek hücreli ve renksizdir. Makro konidiler ise 3-5 bölmeli ve orak şeklinde bir yapıya sahiptir.
Pythlum fungusunun hifleri kuvvetli ve dallıdır. Genç hifler önceleri beyaz renklidir. Daha sonra kirli beyaz renge döner. Konidiler hiflerin üstünde veya uç kısmında oluşur.
Aftemoria fungusunu diğer çökerten etmenlerinden ayıran özelliği konidilerdir. Konidiler uzun, koyu esmer renkli, enine ve boyuna bölmelidir.
Rhizactonio fungusunun miselleri dik açı oluşturacak şekilde yan dallar meydana getirir. Yan dallar üzerindeki boğumun hemen yanında bir bölme bulunur. Miselleri seyrek bölmelidir. Miseller önceleri renksiz, sonradan sarımtıraktır. Yaşlandıkça koyu kahverengiye dönüşür.
Sclerotinia fungusu havai miselyuma sahiptir ve değişik büyüklüklerde sklerotlar oluşturur.
Çökerten hastalığına neden olan etmenler kışı toprakta ve topraktaki bitki artıklarında misel, konidi, sklerot, oospor veya klamidospor gibi değişik şekillerde geçirir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Çökerten hastalığı tütünün önemli hastalıklarından biri olup ülkemizin hemen her bölgesinde yaygın olarak görülmektedir. Tütün fideliklerinde hastalığın ilk belirtisi, yeni çıkmış fidelerde görülen sararmadır. Sararmış fidelerin kök gelişimi iyi değildir ve renkleri normal fide gibi beyaz değildir. Sararmış fideler toprak yüzeyine devrilir ve kurur. Çökerten hastalığına yakalanmış fideliklerde ayna adı verilen yer yer boşalmış alanlar meydana gelir.
Çökerten hastalığının asıl belirtileri fideler biraz geliştikten sonra görülür. Fide saplarının toprak yüzüne yakın olan kısımları pörsüyüp inceldiğinden fideler yatar. İlerleyen dönemlerde fidelerde kuruma veya bir küf tabakasıyla kaplanarak çürüme görülür. Hastalıktan ölmeyen fideler cılız kalır. Yaprak enfeksiyonlarında, tütün yapraklarının rengi koyulaşır, solma ve saydamlaşma görülür.
Mücadelesi
Çökerten hastalığına karşı kültürel önlemler ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanır. Bu yöntemler:
Kültürel önlemler: Çökerten hastalığına karşı fidelikler arazinin su tutmayan ve bol güneş alan bir yerinde kurulmalıdır. imkanlar dâhilinde fidelik yeri ve fidelik toprağı her yıl değiştirilmelidir. Tohum ekimi tütün fidelerinin tarlaya dikildiği tarihten yaklaşık 1-1,5 ay önce yapılmalıdır. Sık ekim yapılmamalı, aşırı ve gereksiz olarak su verilmemeli, fideliklere gereksiz yere ve tek taraflı olarak azotlu gübre verilmemelidir. Eğer gübre verilmesi gerekiyorsa kompoze gübreler tercih edilmelidir.
Kimyasal Mücadele: Bu hastalıkla kimyasal mücadelede ilaçlama, tohum ekimi sonrası veya fide çıkışı tamamlandıktan sonra hastalık görüldüğünde yapılır. İlaçlamada göztaşı (bakır sülfat) kullanılacaksa tohumlar ekilip kapak gübresiyle örtüldükten sonra m’ye 2-5 litre İlaçlı sıvı verilmelidir.
6. Külleme
Tanımı ve Yaşayışı
Külleme etmeni kışı ılıman bölgelerde misel halinde, diğer bölgelerde üreme yapısı olan cleistothecium halinde geçirir. Bitkilerin sararması ile birlikte oluşan cleistotheciumlar kışı kurumuş bitki yapraklarında geçirir. Bu yapılar ilkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte askus ve askosporları meydana getirerek primer (birincil) enfeksiyona neden olur. Fakat asıl primer enfeksiyonları sonbaharda enfeksiyona uğramış tahıl yapraklarında bulunan miseller meydana getirir. Misellerden oluşan konidiler rüzgarla çevreye dağılarak sekonder (ikindi) enfeksiyonların meydana gelmesini sağlar. Konidilerin ortalama çimlenme sıcaklığı 10°Cdır. Enfeksiyon için en uygun sıcaklık ise 15-20°C’dir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Külleme hastalığına yakalanan bitkiye bakıldığında yap–aklama kül serpilmiş bir görünümdedir.
Hastalıklı bitkinin yapraklarında önce nokta halinde beyaz-gri renkte püstül denilen yapılar meydana gelir. Daha sonra bu püstüller esmerleşir. Nem ve ısı yönünden uygun koşullarda püstüller birleşir yaprak yüzeyini tamamen kaplar. Hastalık bazen sap ve başağa da bulaşır. Bitki üzerinde yüzeysel bir tabaka oluşturan beyaz örtü rüzgar, yağmur ve sürtünmelerle silinebilir. Hastalıklı bitkiler yatmaya meyillidir. Bu nedenle ürün kaybına sebep olur. Ayrıca yapraklarda oluşan nekrozlar nedeniyle de verim düşüşüne sebep olur.
Mücadelesi
Külleme hastalığına karşı kültürel önlemler ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanır. Bu yöntemler:
Kültürel önlemler: Külleme hastalığına karşı kültürel mücadelede dayanıklı çeşitler kullanılmalı, nispi nemin yüksek olduğu yerlerde sık ekimden ve fazla azotlu gübre vermekten kaçınılmalıdır.
Kimyasal Mücadele: haçlı mücadeleye, hastalık belirtileri görüldüğünde veya hastalık bitki ve tarlada fazla bir yoğunluk kazanmadan başlanmalıdır. Külleme hastalığı görüldüğü her tarlada ekonomik bir zarar oluşturmaz, bu nedenle ilaçlamadan önce uygulamanın ekonomikliğini düşünmek gereklidir. İlaçlama yaprak-ların alt ve üst yüzeylerinin kaplanmasını sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Hastalığın yoğunluğu devam etme durumuna göre birinci ilaçlamadan on beş gün sonra ikinci ilaçlama yapılmalıdır.
7. Kök Boğazı Çürüklüğü
Tanımı ve Yaşamı
Kök boğazı çürüklüğü hastalığı tahıllarda, mısırda ve mercimekte önemli derecede zarar yapan bir hastalıktır. Bu hastalığa Pythlum, Fusarium, Dipladicı, Macrophom ina, Drechstera, Cercosporella ve Alternaria cinslerine ait fungus türleri neden olmaktadır. Bitkilerde hastalığa neden olan fungusların kesin tanıları laboratuarda yapılacak çalışmalar ile belirlenebilir.
Kök çürüklüğüne neden olan funguslar genel olaraktoprak kökenlidir. Toprakta ve bitki artıkları üzerinde misel, oospor veya mikrosklerotlar halinde bulunur. Kışı toprak içinde ve yüzeyindeki bitkisel artıklar üzerinde ait oldukları türe has formlarda geçirir. Pythium türleri dışında kalanlar tohumla taşınabilir ve tohum üzerinde kışlayabilir. Kök boğazı çürüklükleri, bitkilerin fide döneminde ortaya çıkmaktadır. Geç dönemde görülen kök çürüklükleri genellikle gövde çürüklüğü hastalığına geçişin başlangıcıdır. Hastalık, zayıf drenajlı, oksijenin az olduğu ve ağır bünyeli topraklarda daha sık görülür.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Kök çürüklüğü hastalıkları tahıllarda, mısırda ve mercimekte zarara neden olmaktadır.
Hastalığa yakalanana tahıllar, fide döneminde iken hastalık etmeni tarafından bitkinin kök kısmından enfekte edilir. Bu kısımlar esmerleşir ve çürür. Köklerdeki çürümelerden dolayı bitkiler sararır, toprağa yatar ve kuruyarak ölür.
Mısırda hastalıkla bulaşık tohum ekildiğinde veya sağlam tohum etmen tarafından toprakta enfekte edilerek çürütülebilir. Hastalık etmenleri çimlenmekte olan ve çimlenmiş mısır fidelerini, toprak altı ve toprak üstü kısımlarından enfekte ederek çimlenmeyi önler. Tarlaya bakıldığında sıra üzerinde düzensiz çıkışlar ve solgun fideler göze çarpar. Solgun fideler topraktan çekildiğinde, çekilen kısım elde kalmaz. Çıkış olmayan kısımlarda tohum yatağına bakıldığında, çimlenmeden çürümüş veya zayıf çimlenerek kökçük veya çim borusu değişik derecelerde kuruyarak zarar görmüş tohumlara rastlanır.
Mercimekte hastalık belirtileri, bitkinin her döneminde kök, kök boğazı, gövde, dal, yaprak ve tohum kapsülleri gibi tüm organlarında görülür. Hastalık fide döneminde çökerten şeklinde zarar oluşturur. Mercimek kök boğazı çürüklüğünde, bitkinin kök boğazını çepeçevre saran koyu kahverengi veya siyahımtırak renkli bir lezyon (dokularda görülen değişiklik) şeklinde ortaya çıkar. Uygun koşullarda bu lezyon aşağı ve yukarıya doğru yayalar,
Mücadelesi
Kök çürüklüğü hastalığına karşı kültürel önlemler ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler:
Kültürel Önlemler: Hastalıkla mücadelede kültürel önlem olarak hastalığa dayanıklı çeşitler kullanılmalı, toprak tesviyesi iyi yapılmalı, tarla içerisinde su birikmelerine engel olunmalıdır. Tohum yatağı iyi hazırlanmalıdır. Çimlenme gücü yüksek ve mekanik zarar görmemiş tohumluk kullanılmalıdır. Sık ekim yapılmamalı, aşırı azotlu gübrelemeden kaçınılmalı, yabancı otlarla mücadele yapılmalı ve aşırı sulamadan kaçınılmalıdır. Hasat sonrası bitki artıkları tarladan uzaklaştırılarak yok edilmeli veya iyice parçalanarak toprağa karıştırılmalı, tohumluklar uygun koşullarda depolanmalı ve ekim nöbeti uygulanmalıdır.
Kimyasal Mücadele: Bu hastalık ile kimyasal mücadele tohum ilaçlaması şeklinde yapılır. Tohumlar ekimden önce ilaçlanmalıdır. Ekimden çok uzun süre önce ilaçlanan tohumluklar üzerindeki ilaç, etkisini kaybedebileceğinden buna özellikle dikkat edilmelidir.
8. Antraknoz
Tanımı ve Yaşayışı
Antraknoz hastalığı ülkemizde nohut ve fasulye bitkilerinde önemli derecede zararlara neden olmaktadır.
Nohut antraknozuna Ascochyta rublei isimli fungus neden olmaktadır. Hastalığı nohut bitkisinin tohum kapsüllerinde, gövde ve dallarında funguslarda eşeysiz bir üreme yolu olan piknit ve pikniospor oluşturur. Peritesler fungusun tarla şartlarında kışlama organlarıdır. Bu fungus zorunlu (obligat) bir parazit olduğu için yaşamını nohut üzerinde sürdürmektedir. Hastalık etmesinin yayılması ve sonraki yıla geçişi hastalıklı nohut tohumları ile olmaktadır.
Fasulye antraknoz hastalığına Coiletotrichum lindemuthiaam isimli fungus neden olmaktadır. Hastalık etmeni, fasulye bitkisinde epidermisin altında gelişen ve sonra üst kısmını yırtarak er-ya çıkan, tabak biçiminde ve aservulus adı verilen yapılarla çoğalmaktadır. Hastalık etmeni kışı tohum içinde veya tarladaki hastalıklı bitki artıkları üzerinde geçirir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Nohutta antraknoz hastalığının tek konukçusu nohut bitkisidir ülkemizde nohut üretimi yapılan tüm bölgelerde görülmektedir. Hastalık nohut bitkisinin tohum kapsülleri, yaprak ve saplarında kelere ve kurumalara neden olur.
Hastalıklı tohum kapsüllerinde iç içe geçmiş dairesel lekeler meydana gelir. Bu lekelerin yüzeyinde, toplu iğne başı iriliğinde, siyah renkli ve fungusun üreme yapısı piknitleri görülür. Hastalığa yanmış bitkinin yapraklarına bakıldığında dairesel lekelerin çevresinin sarı renkte olduğu görülür.
Hastalıklı sap ve dalları çepeçevre saran, düzensiz irilikte, açık kahveden koyu kahve renge kadar değişen lekeler meydana gelir. Sap ve dallar bu lekeli yerlerden kırılır ve kısa zamanda kurur. Bu kurumalara bazı bölgelerdeki çiftçiler “bulut aldı” veya “bulut çaldı” ismini vermektedir.
Fasulye antraknoz hastalığının etmeni, sadece fasulye bitkisinde hastalık meydana getirmektedir. Bu hastalık nemli sahil bölgelerimizde yaygın olarak görülmektedir. Hastalığa yakalanmış fidelerin gövdelerinde koyu kırmızımsı-kahverengi ve çökük lekeler görülür. Bu durumdaki fideler çoğunlukla gelişemeden ölür.
Tarladaki bitkilerin yaprakları üzerinde yer alan damarlarda uzunlukları değişen, başlangıçta kırmızımsı-kahverengi, sonraları siyah renkli lezyonlar görülür. Hastalığın şiddetli olduğu durum-damarların birleştikleri yerlerde üçgen şeklinde kurumalar ve bu kısımların yırtılması şeklinde belirtiler görülür. Fasulye dallarda hastalığın şiddetine göre değişen, uzunlamasına, çökük, tek tek veya birbirleri ile birleşmiş, kahverengi siyah lekeler görülür. Meyvede ise genellikle 1-5 mm çapında, siyah renkli, ortası kısmı açık kahverengi, çökük ve yuvarlak lekeler görülür. Hastalık fidelerde ölüme veya gelişmenin yavaşlamasına neden olur. Tarladaki bitkilerin yeşil aksamlarındaki kurumalar ve meyvelerdeki lekeler sonucunda ürün kalitesi bozulur.
Mücadelesi
Kültürel Önlemler: Antraknoz hastalığına karşı nohut bitkisinde önlem olarak temiz tohumluk kullanılmalı, ekim nöneti uygulanmalı, hasat edilen nohutlardan tohumluk olarak kullanılacaklar hemen yere serilerek güneş altında 7-8 gün ek, hastalıklı bitkiler sökülerek tarladan uzaklaştırılmalı ve hastalığa dayanıklı çeşitler tercih edilmelidir. Fasulye bitkisinde önlem olarak hastalıksız tohumluk kullanılmalı, hastalıklı bitkiden uzaklaştırılmalı, hastalığın görüldüğü alanlarda en az ekim nöbeti uygulanmalı, tarlada iyi bir drenaj sağlanmalı ve yabancı otlarla otlarla mücadele edilmelidir.
Kimyasalsal Mücadele: Nohutta görülen antraknoza karşı tohum İlaçlaması ve yeşil aksam ilaçlaması uygulanmaktadır. Tohum ilaçlamasında ekimden 3-4 saat önce, nohutlar su içerisinde bekletilip Yarım saat bir sergen üzerine yayılarak havalandırılır. Daha sonra tohum ilaçlanır. Yeşil aksam ilaçlamasına günlük ortalama 10°C ve oranlı nem en az % 80 olduğunda başlanır. Bu bilgileri etme imkanı yoksa pratik olarak nohut yaprak ve dallarında 2-3 mm çapında, yuvarlak veya uzunumsu kahverengi lekeler tespit edilir edilmez ilaçlamaya başlanmalıdır. İlaçlamalar hava durumuna ve hastalığın şiddetine göre 7-10 gün ara ile tekrarlanmalıdır. Fasulye antraknozunda ilaçlamaya günlük ortalama sıcaklık 17-23 ‘C’ye ve orantılı nem %92’nin üstüne çıktığında başlanmalıdır. Bu bilgileri temin etme imkânı yoksa hastalık belirtileri görülür görülmez ilaçlamaya başlanmalıdır. İlaçlamalar iklim koşulları ve hastalığın gelişmesine göre bir haftalık aralıklarla ilaçlamalara devam edilmelidir. İlaçlamalar yapılırken her iki bitkinin tüm yüzeyleri iyice ıslatılmalıdır.
9. Siyah Başak Küfü
Tanımı ve Yaşayışı
Siyah başak küfü hastalığına Fusarium adlı fungusun türleri neden olmaktadır. Hastalık etmenleri hem tohum hem de toprak kökenli funguslardır. Bu funguslar kışı mısır ve diğer buğdaygil bitki lerin artıklarında misel, konidiospor, klamidospor veya eşeyli spor halinde geçirir. Hastalık etmeni ilkbahar aylarında ve nemli havalarda rüzgar ve su ile taşınarak bitkilerin başaklarına ulaşır. Hastalığın meydana gelebilmesi için 23-25 °C sıcaklık ve 2-3 gün süren yüksek nemli havanın olması gereklidir.
Hastalık etmeninin sporları tanenin içinde, dış kabuğunda ve başağın diğer parçalarında gelişir. Uygun şartlar oluştuğu takdirde hastalık yıldan yıla artabilir.
Zarar Şekli ve Ekonomik Önemi
Siyah başak küfü, ülkemizin Akdeniz ve Marmara Bölgelerinde görülmektedir. Hububatlarda ve mısır bitkisinde görülen bir hastalıktır. Siyah başak küfü hastalığının ilk belirtileri çiçeklenme sonrası buğdayın bir veya birden fazla başağının beyazlaşması veya vaktinden önce olgunlaşmasıdır.
Hastalık bulaşmış başaklar süt olum devresinde açık sarı bir renk alarak yeşil ve sağlıklı başaklardan rahatlıkla ayrılabilir. Hastalık ilerledikçe başaklarda açık pembe veya pembemsi renk meydana gelir. Daha şiddetli enfeksiyonlarda başaklardaki taneler grimsi-beyaz, pembemsi veya kırmızımsı renk alır. Hastalığın şiddetinin artmasında çiçeklenme döneminde görülen yağışların etkisi büyüktür. Başaklar büzülür, tohum kabuğu sertleşir ve pul pul şeklinde bir hal alır. Hasat zamanında başaklarda benekler ve mavi-siyah renkte kısımlar meydana gelir.
Hastalıktan dolayı başaklardaki tane sayısı azalmakta, bitkinin bin tane ağırlığı düşmekte ve tane kalitesi bozulmaktadır.
Mücadelesi
Siyah başak küfü hastalığına karşı kültürel önlemler ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler:
Kültürel Önlemler: Siyah başak küfü hastalığıyla mücadelede kültürel önlem olarak dayanıklı çeşitler kullanılmalı, iyi bir toprak işlemesi uygulanmalı, ekim öncesi yabancı otlarla mücadele yapılmalı, bitki artıkları sürülerek toprağa karıştırılmalıdır.. Yapılan toprak analiz sonuçlarına göre gübreleme yapılmalı, aşırı azotlu gübre kullanılmamalı ve hastalığın yoğun görüldüğü alanlarda 2-3 yıllık ekim nöbeti uygulanmalıdır.
Kimyasal Mücadele: Kimyasal mücadele için kullanılabilecek ruhsatlı bir ilaç mevcut değildir.
GÖRSEL GÖRÜNTÜLENEMİYOR!
10. Kar Küfü
Tanımı ve Yaşayışı
Kar küfü hastalığına Fusarium nivale isimli fungus neden olur.
Hastalık kar, yağmur veya zayıf drenajdan dolayı toprağın sürekli nemli kaldığı kış veya bahar aylarında görülür. Hava sıcaklığın 15°’nin üzerine çıkmadığı veya yoğun kar yağan yıllarda kar küfü hastalığına daha fazla rastlanır. Hastalık etmeni genelde kar altında veya kar erirken gelişmesini sürdürür.
Hastalık daha çok yapraklarda etkilidir. Fakat şiddetli enfeksiyonlarda bitkinin ölümüne neden olur. Hastalık etmeni rüzgâr veya sağanak yağmurla yapraklara taşınır.
Zarar Şekli ve Ekonomik önemi
Kar küfü hastalığı buğday, tritikale ve çim türlerinde zarara neden olur. Buğdaylarda sapa kalkma sonu ile kın devresi başlangıcında yaprak ayasında oval yapılı, grimsi-yeşil renkli benekler meydana gelir. Daha sonra bu benekler, merkezleri beyaz veya açık yeşil renkli lekeler haline gelir. Yapraklarda lekeli kısımlardan yırtılmalar görülebilir.
Mücadelesi
Kar küfü hastalığına karşı kültürel önlemler ve kimyasal mücadele yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler:
Kültürel Önlemler: Kar küfü hastalığına karşı hava sirkülasyonunu arttırıcı önlemler alınmalı, tarlada drenaj çok iyi yapılmalı, aşırı azotlu gübre kullanılmamalı, bitki artıkları toplanmalı ve yabancı otlarla mücadele yapılmalıdır.
Kimyasal Mücadele: Kar küfü hastalığına karşı hastalık görülür görülmez ilaçlı mücadele yapılmalıdır. Birinci ilaçlamadan 10— 1,4 gün sonra ikinci ilaçlama yapılır. Ayrıca sıcaklığın 15 °C’nin altında olduğu nemli havalarda ilaçlama tekrarlanmalıdır.









































































































