Sistemler (Kas, Sindirim, Beslenme, Solunum, Sinir, Salgı ve Organlar)
Hayvanların en karakteristik özelliklerinden biri, hareket edebilmeleridir. Bunlar, gıda temini, çiftleşme ve yumurta koyma alanlarına ulaşmak, uygun olmayan koşullardan ise uzaklaşmak için hareket etmek zorundadırlar. Diğer hayvanlarla kıyaslandığında yürüme, sıçrama, su içinde ve dışında yüzebilmeleri yanında, böcek türlerinin çoğunun ergin dönemde uçma kabiliyetinin de olması, bunlara oldukça fazla avantaj sağlamaktadır.
Esas olarak böcek kaslarının yapısı ve kaslanma mekanizması, omurgalıların iskelet kaslarına (çizgili kaslar) benzetilebilir. Kas hücreleri içerisinde kasılma elementi olarak aktin ve miyozin belirlenmiştir. Kasların kasılması, iç içe kayma teorisi ile açıklanır. Böcek kaslarının tamamı çizgili olmasına rağmen, kasın fonksiyonuna bağlı olarak; yapısında, biyokimyasal özelliklerinde ve sinir sistemiyle irtibat şeklinde belirgin farklılıklar göze çarpar.

İnsanlar ve diğer birçok canlıyla kıyaslandığında böcek kaslarının çok güçlü olduğu görülmektedir. Birçok böcek, kendi vücut ağırlığının 20 kat veya daha fazlasını
kaldırabilir. Aynı şekilde, kendi vücut uzunluğunun onlarca katı mesafeye sıçrayabilirler. Bu başarı, insanlarınki ile karşılaştırıldığında olağan üstü bir güç olarak karşımıza çıkar.
Bu aslında, böcek kaslarının tabiatında olan bir güçten değil de, küçük boyutta olmalarından kaynaklanır. Kasın gücü, bunun enine kesiti ve uzunluğu ile taşıdığı yükün miktarına bağlı olarak değişir. Dolayısıyla vücut ne kadar küçük ise, kaslar nispi olarak, o kadar güçlü hale gelmektedir.
Böceklerde kasları hareket ettiren enerjinin esas kaynağı besinlerdir. Kasların hareketi için kullanılan ana besin kaynağı karbonhidrat ve lipitlerden oluşmaktadır.
Böcek kasları aynı zamanda, aşırı derecede hızlı kasılıp gevşeme özelliğine sahiptir. Tanınan birçok böcekte kanatlar, saniyede birkaç yüz defa çırpılabilmekte ve bu sayının daha fazlaya kadar çıkabildiği bilinmektedir.
Gerçekte, böcek kaslarının kasılıp-gevşeme frekansı çok yüksek bir hıza sahiptir ve bunu oldukça uzun bir süre devam ettirebilir. Dolayısıyla çok etkili bir kas sistemine sahiptirler. Bu aktivite için fazla miktarda oksijene ihtiyaç duyulur. Bu ise, irtibatlı oldukları yoğun trake sistemi ile sağlanır.
Böcek kasları yapısı itibariyle, iki kategoriye ayrılabilir.
(1) İskelet kasları; vücut duvarının bir parçasını, diğerine bağlı olarak hareket ettirir.
(2) İç organlara ait (viseral) kaslar; iç organların etrafını saran tabaka şeklinde bir
dokudur.
İskelet Kasları: İskelet kasları, uzun ve çok çekirdekli hücrelerden meydana gelmiştir. Bir kas genellikle, kasın bir ucundan diğerine kadar uzanan kas hücrelerinden oluşur. Kas hücrelerini saran hücre zarları, trakeoller ile bağlantılıdır. Ayrıca, her bir kas hücresi, ayrı bir sinir ile irtibatlıdır.
Baş Kasları: Bunlar iki grupta ele alınır.
Cervical kaslar; başın hareketini kontrol eden kaslardır.
Ağız parçalarına ait kaslar; labrum, mandibula, maxilla ve labium’da, bunları başa bağlayarak, hareketlerini sağlayan, açıcı ve çekici kaslar bulunur.
Thorax Kasları: Thorax, gerek bacaklar ve gerekse kanatların bulunması, yani böcekte hareketi sağlayan vücut kısmı olması nedeniyle, kas sistemi en yoğun ve kompleks olan bölümdür.
Abdomen Kasları: Boyuna kaslar; dorsal ve ventral olmak üzere iki gruba ayrılır. Her ikisi de, abdomende boydan boya uzanır. Segmental olarak ise, vücut duvarının segmentler arasındaki dorsal ve ventral apodeme’lerine baglanmıştır.
İç organlara ait kaslar: Kalp, mide ve üreme sistemi gibi iç organların etrafını saran ve bu organlarla ilgili hareketlerin oluşmasını sağlayan kas tabakasıdır.
Sindirim Sistemi ve Beslenme
Böcekler, bitkisel ve hayvansal kaynaklı, çok değişik organik maddeler üzerinde beslenirler. Bunlar beslenme tarzına göre, fitofag, karnivor, parazitik ve omnivor gibi çeşitli gruplara ayrılır. Beslenme ortamlarındaki farklılığa bağlı olarak, ağız yapılarının yanında, sindirim sisteminin yapı ve fizyolojisinde de değişiklikler görülür.
Böceklerin bir besin kaynağı bulabilmeleri ve bu materyalin beslenme için uygun olup olmadığını belirleyerek, beslenmeye başlamaları; görsel, kimyasal ve mekanik uyarımların rolüyle olmaktadır. Bir gıda ile beslenmeye başlarken, önce onun tadına bakılarak, beslenmenin devam edip etmeyeceği belirlenir. Böcekler aşırı aç olduğunda, beslendikleri gıdaların kokularına ve tadına karşı yüksek hassasiyet gösterebilir, ekstrem durumlarda ise, ne rast gelirse onunla beslenmeye başlayabilirler.
Beslenme başladığında, ağız parçalarında, özellikle de palplerde bulunan ya da farinks içerisinde yer alan duyu organları vasıtasıyla tadına bakılır. Alınan gıda içerisindeki beslenmeyi teşvik edici veya engelleyici durumda olan, özel uyarıcı maddelerin durumuna göre, beslenme sürdürülür veya sona erer.
Bitkiyle beslenen bazı fitofag böceklerde, böceğin potansiyel bir gıda kaynağını bulmasında, şekil veya renk gibi görsel uyarımlar büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, genellikle böceklerin gıda kaynağına yönelmesinde koku önemli bir rol oynar.
Birçok predatör böcekte, özellikle de avının peşine düşen türlerde, gıdaların yerini belirleme ve yakalamada en önemli faktör görmedir. Karnivor böceklerin larva dönemlerinde görme duyusu daha az gelişmiştir. Bunlarda daha çok koku ve dokunma duyuları önem taşır.
Birçok predatör böcekte, özellikle de avının peşine düşen türlerde, gıdaların yerini belirleme ve yakalamada en önemli faktör görmedir. Karnivor böceklerin larva dönemlerinde görme duyusu daha az gelişmiştir. Bunlarda daha çok koku ve dokunma duyuları önem taşır.
Örneğin, toprak yüzeyinde veya toprak altında yaşayan birçok coleopter larvası, avlarının yerini onların kokularından anlar. Diğer taraftan uğur böceği larvaları, avlarının varlığını anlayabilmek için onlara fiziksel olarak temas etmesi gerekir.
Kuşlar ve memeliler üzerinde kan emerek beslenen böcekler ise konukçularına, onların vücut ısısı ve/veya rutubetine bağlı olarak yönelirler.
SALGI BEZLERİ
Mandibular Bezler:
Mandibular bezler, kese benzeri bir yapıdadır ve mandibula’ların hemen taban kısmına açılır. Larval lepidopterlerde iyi gelişmiştir ve tükürük salgılar. Hymenopterlerde ise, feromon salgılaması nedeniyle önem taşımaktadır.
Hypopharingeal Bezler:
Bu bezler, hymenopterlerde, özellikle de balarısı işçilerinde nispeten iyi gelişmiştir. Kraliçe arıda iz halinde bulunur, erkek arılarda ise yoktur. İşçi arılarda hypopharyngeal ve mandibular bezlerin salgısı, larvaların beslenmesinde ve onların kraliçe veya işçi olarak gelişmesinin düzenlenmesinde rol oynar.
Maxillary Bezler:
Ağız parçalarının ıslatılmasını sağlayan maddeler salgıladığı kabul edilir.
Labial Bezler:
Sindirim sisteminin ön kısmında, ventralde yer alan bir çift bezdir. Labial bezler, çoğunlukla tükürük salgı bezi olarak rol oynar. Tipik olarak, tükürük salgısı, enzim ihtiva eden sulu bir sıvıdır. Gıdaların ıslatılarak çiğnenmesini kolaylaştırır ve sindirimi başlatır.
SİNDİRİM SİSTEMİNİN YAPISI
Sindirim sistemi; gıdaların öğütüldüğü, hamur haline getirildiği, hazmedildiği ve daha sonra besin maddelerinin absorbe edildiği, geriye kalan artık maddelerin ise atıldığı bir sistemdir.
Sindirim sistemi normal olarak, ağız ve anüs arasında uzanan tüp şeklinde bir organdır. Sistemin uzunluğu, alınan gıda ile yakından ilgilidir. Hazım ve absorbsiyonun nispeten hızlı olduğu karivor ve katı gıda alan bazı fitofag türlerde genellikle kısadır.
Ayrıca, sindirim sisteminin yapısı, böceğin gelişme dönemlerine göre de değişebilir. Örneğin, Lepidoptera türlerinde, larva ve erginin beslenme farkından dolayı, sindirim sistemleri de farklıdır.
Ağız boşluğunda gıdaların tükürük ile karıştırılarak yumuşatılması ve bazı maddelerin de kısmen parçalanmasına rağmen, bu kısım sindirim sisteminin bir parçası olarak ele alınmaz.
Yutak ile başlayan sindirim sistemi üç ana bölüme ayrılarak incelenir.
1- Ön bağırsak (stomodeum); gıdaların depo edildiği, süzüldüğü ve kısmen sindirildiği kısım,
2- Orta bağırsak (mesenteron); gıdaların asıl sindirildiği ve absorbe edildiği bölüm,
3- Arka bağırsak (proctodeum); bir kısım absorbsiyonun meydana geldiği ve
dışkının oluştuğu kısım.
Malpigi Tüpleri
Malpigi tüpleri, genellikle vücut boşluğu içerisinde serbest olarak yüzen, son kısmı kapalı, uzun tüp şeklindeki yapılardır. Böcek gruplarına göre, sayılan 2-250 arasında değişir.
Orta ve arka bağırsağın birleştiği yerden, sindirim sistemi içerisine açılırlar. Genellikle bağırsağa ayrı ayrı bağlanırlar. Fakat bazı böceklerde, malpigi tüpleri kendi aralarında birleşerek ampul şeklinde bir yapı oluşturur ve bağırsağa bu şekilde bağlanır.
Çoğu türde, malpigi tüplerinin atıkların vücuttan atılması ile ilgili görevi vardır.
DOLAŞIM SİSTEMİ
Böcekler, açık dolaşım sistemine sahiptir ve vücut boşluğu dolaşım sisteminin bir parçası haline gelmiştir. Dolaşım sistemi, genellikle kan pompalayan bir boru ile kanın vücut içerisinde belli bir rotada hareket etmesini sağlayan çeşitli bölmelerden oluşur.
Kalp ve aort’tan oluşan dolaşım sistemi, dorsal vücut duvarına ve çevresindeki organlara bağ dokusuyla bağlanmıştır. Damarın abdomende bulunan arka bölümünde, halka şeklinde genişlemiş kısımlar ihtiva eden kalp yer alır.
Bu halkalarda, ostium (çoğulu; ostia) adı verilen delikçikler ve kan akışını kontrol eden valfler bulunur.
Thorax ve baş bölgesinde bulunan kısım ise basit bir tüp şeklindedir ve aort olarak isimlendirilir.
Ostia, basit bir yarık şeklindedir veya kalp duvarının derin huni seklinde içe doğru çökmesiyle oluşur ya da kanat şeklindeki çıkıntılardan meydana gelmiştir. Ostia’nın pozisyonu ve sayısı da tamamen farklıdır. Lateral, dorsal veya ventralde bulunabilir. Sayıları ise, 1-12 çift arasında değişir.
Ostia genellikle kanın tek yönlü olarak içeriye doğru akışına izin verir. Böylece kan kalp içerisine girerken, dışarıya akışı engellenir.

Kalp ve aort vasıtasıyla başa pompalanan kanın vücut boşluğunda akış yönünü ayarlayan çeşitli diyaframlar (septa) mevcuttur. Diyaframların arasında kalan boşluklar ise sinus olarak adlandırılır.
Normalde diyafram düz bir örtü şeklindedir, fakat bazı türlerde kalbur gibi delikli bir yapıda da olabilir.
Bazı böceklerde, çeşitli vücut uzantılarına kanın akışını kolaylaştıran ilave pulsatif organlar (ek kalpler) bulunmaktadır. Bunlar; anten, bacak ve kanatlar ile ilgilidir ve genellikle bunların taban kısmında bulunur. Bu ek kalpler genellikle kese benzeri yapılardır.
Hemolimf – Kan
Böceklerde hemolimf, omurgalılarda olduğu gibi hücre (hemosit) ve kan sıvısı (plazma) olmak üzere iki kısımdan oluşur. Böceklerde açık dolaşım olması nedeniyle vücutta sadece hemolimf vardır. Böceklerde bulunan hemolimf, omurgalılarda bulunan kan ve lenfin ikisinin de görevini üstlenmiştir.
Hemositler böceğin yabancı madde ve organizmalara karşı savunma mekanizmasını oluşturur, yaraların tamirinde ve bazı bileşiklerin metabolizmasında önem taşır.
Hemositlerin Görevleri:
1. Fagositosis: Vücüdun doğal savunma sisteminin üyeleri olan bazı hücrelerin dışarıdan giren mikroorganizmaları içlerine alıp yok etmeleridir.
2. Nodül oluşumu: Böcek bünyesine giren mikroorganizmaların granülositler tarafından tutulması ve etrafında bir tabaka oluşturulmasıdır.
3. Enkapsülasyon: Böceğin parazitoit veya nematod gibi daha büyük organizmaların saldırısına uğraması durumunda plazmatosidler tarafından oluşturulan çok sayıda hücre katmanıyla saldırganın bir kapsül içerisine hapsedilmesidir.
4. Koagülasyon: Pıhtılaşma anlamına gelen koagülasyon böceklerde yaralanma durumunda kan akışını durdurarak doku ve dolayısıyla böceğin korunmasını sağlar.
5. Metabolik fonksiyonlar: Hemositler glikojen, polisakkarit, lipit ve protein gibi maddelerin depolanması, dokuların gelişmesi, bağ dokusunun oluşturulması ve kitin sentezi esnasında belirtilen maddelerin taşınmasında görev yaparlar.
6. Hastalıklara karşı direnç: Kanın doğuştan veya kazanılmış bağışıklık sistemi sayesinde hastalıklara karşı direnç göstermesidir.
Plazmanın Görev ve Fonksiyonları
- Kanın ozmotik basıncını oluşturmak,
- Kanın ozmotik basıncını arttırarak donmaya karşı kendilerini korumak,
- Kanın pH’sını ayarlamak (böceklerde kan pH’sı genellikle 6.4-6.8 arasındadır),
- Besin maddeleri ve hormonlar için bir ortam oluşturarak bunların ilgili yerlere taşınmasını sağlamak,
- Artık maddelerin ilgili kısımlara taşınmasını sağlamak,
- Metabolitlerin geçici bir süre için depolanmasında bir ortam olarak görev
yapmak, - Hücre için bir su kaynağı olmak ve bunun aksine dokulardaki fazla suyun uzaklaştırılmasında görev yapmak,
- Vücudun bir bölümünden diğer bir kısmına pompalanarak, bölgesel basınç oluşturmak,
- Yumuşak vücutlu böceklerin hareket edebilmesi için zorunlu olan turgor basıncını ayarlamak,
SOLUNUM SİSTEMİ
Böceklerde solunum, trake sistemi olarak adlandırılan, internal olarak yerleşmiş bir seri tüpler yardımıyla gerçekleştirilir.
Trake sistemi vücut içerisine doğru dallanarak uzamakta ve bütün dokulara ulaşarak ihtiyaç duydukları oksijeni ulaştırmaktadır.
Böceklerde, kanın oksijen taşıma ile ilgili bir fonksiyonu bulunmamaktadır.
Karasal böceklerde ve bazı akuatik türlerde trake sistemi doğrudan atmosferle irtibat halindeyken, diğer bazı akuatik türler ve endoparazitik türlerde kapalı bir sistem halindedir.
Solunum, yani hücrelere oksijen sağlanması ve burada oluşan karbondioksitin uzaklaştırılması, trake sistemi yardımıyla çevresinde bulunan atmosferden (veya akuatik türlerde sudan) difüzyon yoluyla meydana gelir.

Entognatha türlerinin çoğunda, stigmalar (= spiracle) ve trake boruları birbirinden bağımsız olarak dallanır.
Diğer böceklerin tamamında trakeler, birbiriyle enine ve boyuna bağlantılar oluşturur.
Trake borularının iç kısmında, kutikular halka veya helezon iplikçikler bulunur. Böylece borular kuvvetlenir, esneklik kazanır ve açık tutulması sağlanır.
Ana trake boruları sürekli çatallanarak ve gittikçe incelerek, ağ şeklinde yoğun bir boru şebekesi oluşturur. Trake adı verilen tüpler uçlara doğru fazla miktarda dallanarak trakeol adı verilen kılcal borular oluşturur. Böylece difüzyon yüzeyi artırılmış olur.
Ergin böceklerde 2 çift thorax ve 8 çift de abdomende olmak üzere en fazla 10 çift stigma bulunur. Birçok böcekte bunun sayısı daha azdır.
Böceklerde stigmaların yapısı da çok farklılık gösterir:
Bazı Entognatha türlerinde stigmalar çok basittir ve trakeler doğrudan dışarıya açılır.
Bazı türlerde stigma vücut yüzeyinin biraz gerisinde genişleyerek bir stigma boşluğu oluşturmuştur.
Birçok böcekte ise stigmalar gerek duyulduğu zaman kapatılabilme özelliğine sahiptir.
Trake Sisteminde Gaz Hareketi
Dokular ile trake sistemi arasında gaz değişimi sadece trakeol duvarlarından geçerek meydana gelir.
Böcek dinlenme periyodunda iken trakeollerin uç kısmı bir sıvı ile dolar. Aktivite esnasında ise, trakeol içerisindeki sıvı dışarı atılır ve trakeol komple hava dolu hale gelir. Bu esnada trakeol içerisindeki oksijen değişimi yapılarak dokulara ulaştırılır.
Aktivite sona erdiğinde, trakeollerin içi yeniden sıvı ile dolar. Karbondioksit, oksijene göre, su içerisinde daha fazla çözünebilmekte ve daha hızlı yayılabilmektedir.
Aktif solunum: Trake sistemindeki borular şıkıştırıldığında; iç hacimleri azalarak içerisindeki hava stigmalar yoluyla dışarı atılmakta, tekrar eski haline geldiğinde ise, dışarıdan hava emmektedir.
Kesintili solunum: Trake sisteminde gaz değişimi meydana gelirken, aynı zamanda buhar halinde su kaybı söz konusu olmaktadır. Bu kayıp özellikle pupa dönemi gibi, su alma imkanının olmadığı dönemlerde daha fazla önem arz etmektedir. Böceklerin çoğu bu durumda, su kaybını önlemek için kesintili solunum yoluna gider.
SİNİR SİSTEMİ
Sinir Hücresi
Sinir sisteminin temel öğeleri sinir hücreleri, yani nöronlardır. Nöronlar; bir gövde kısmı (perikaryon), oldukça uzamış ve genellikle uçta dallanmış olan stoplazmik iplikçikler (akson) ile kısa ve dallı uzantılardan (dendrit) oluşmuştur. Gövde kısmında bir çekirdek, birçok mitokondri ve diğer organeller bulunur.

Nöronlar birbirine direk olarak bağlı değildir. İki nöronun akson uçları veya dendritleri sinaps adı verilen ve içerisinde bir sıvı bulunan kapsül şeklinde boşlukta karşı karşıya gelirler, ancak birbirlerine temas etmezler.
Sinaps içerisinde uyarımı ileten hücrenin zarı presinaptik zar, uyarımı alan hücrenin zarı ise postsinaptik zar olarak isimlendirilir.
Nöronlar şekillerine göre; bir kutuplu (monopolar = unipolar), iki kutuplu (bipolar) ve çok kutuplu (multipolar) yapıda olabilir.
Fonksiyonlarına göre nöronlar üç gruba ayrılır:
1. Duyu (Sensory) Nöronları
Bunlar, afferent (= getiren) nöron olarak da adlandırılır ve uyarımları alan duyu hücreleridir. Bu uyarımları merkezi sinir sistemine gönderirler.
2. Ara (inter) Nöronlar
Association (= ara) nöron olarak da adlandırılır ve duyu nöronundan alınan uyarmaları, motor nöronlarına iletirler.
3. Motor Nöronlar
Motor “efferent” (= aktaran) nöronlar uyarımları merkezi sinir sisteminden kas veya salgı bezlerine taşırlar.
Uyarımların Taşınması
Nöronların içerisinde uyarımlar, elektro-kimyasal olarak taşınır.
Sinir·hücresine bir uyarım ulaştığında, hücre zarının uyarımdan etkilenen bir noktasında oluşan bir anlık kutuplaşma (= polarizasyon) ve takiben kutuplaşmanın ortadan kalkması (depolarizasyon) sonucu olarak hücre zarının geçirgenliği değişir.
Zarın depolarize olan kısmı bir taraftan bunu düzeltirken, diğer taraftan, kendisine bitişik olan bölgenin geçirgenliğinin değişmesine, buna bağlı olarak da depolarizasyonuna sebep olur.
Böylece uyarı, uyarımın alındığı noktadan, akson zarı boyunca bir depolarizasyon dalgası şeklinde hareket ederek sinaps’a kadar taşınır. Uyarımın bu şekilde akson boyunca taşınmasına aksonik iletim denir.
Akson boyunca elektro-kimyasal olarak iletilen uyarım, sinaps’e ulaştığında, diğer nörona doğrudan aktarılamaz. Sinaps içerisine gelen uyarım, presinaptik zardan bazı kimyasal (nörotransmit) maddelerin salınmasına neden olur.
Sinaps içerisindeki bu taşınmaya sinaptik iletim adı verilir.
En yaygın nörotransmit asetilkolin’dir ve kolinesteraz enzimi yardımıyla kolin ve asetik aside ayrılarak uyarım sonlandırılır.
Sinir sisteminin yapısı
Böceklerde sinir sistemi, yapısal olarak, merkezi sinir sistemi ve visceral sinir sistemi olmak üzere iki kısma ayrılarak incelenir.
Merkezi sinir sistemi
Böceklerde merkezi sinir sistemi, embriyonik gelişme esnasında ektodermin ventral yüzeyinden içe doğru gelişmesiyle meydana gelmiştir. Her bir embriyonik segment başlangıçta, bir çift gangliyona sahiptir, bunlar kısa sürede birbiriyle kaynaşarak her segmentte bir adet gangliyon oluşur.
Embriyonik gelişmenin daha ileri aşamalarında, ön ve arka segmentlerde yer alan gangliyonlar da çeşitli şekillerde kaynaşarak, birleşik gangliyonlar oluşturur ve böylece gangliyon sayısı azalır.
Bu yüzden ergin böcekte, merkezi sinir sistemi; bir beyin (supraosephagal gangliyon), bir subosephagal gangliyon ve farklı sayıda da ventral gangliyonlardan (ventral sinir kordonu) oluşur.
SALGI SİSTEMİ
Böceklerin salgı organları veya salgı bezlerinden salgılanan maddeler vücut içerisinde kullanır veya dışarı akıtılır.
Endocrin salgı bezleri herhangi bir kanala sahip değildir ve meydana gelen maddeler difüzyon yoluyla kana geçerek bütün vücuda dağılırlar.
Exocrin salgı bezleri salgılarını özel kanallar vasıtasıyla vücut dışına veya vücut içinde gerekli yerlere akıtırlar.
Endocrin Salgı Bezleri
Endokrin salgı bezleri, vücudun içerisinde ve değişik yerlerinde bulunur, vücut fizyolojisini düzenleyen sıvılar salgılarlar. Bu salgılara hormon adı verilir. Bunlar;
1. Nörosekresyon Salgı Bezi
Merkezi sinir sisteminin bütün gangliyonlarında bulunur. Bunlar salgı yapan sinir hücreleridir. Bunların oluşturduğu salgılar, doğrudan doğruya kana akıtılır.
Beynin değişik yerlerinde bulunan nörosekresyon hücrelerinde oluşturulan salgılar deri değiştirme ve başkalaşım ile ilgili bazı olayları düzenler. Subosephagal gangliyonda bulunan nörosekresyon hücreleri tarafından salgılanan salgılar ise diyapozu regüle etmektedir.
2. Molt (Gömlek Değiştirme) Bezleri
Genellikle thorax gangliyonları ve subosephagal gangliyonda bulunan salgı hücreleri bu görevi üstlenmiştir. Burada salgılanan hormona ecdysone (gömlek değiştirme) hormonu adı verilir. Daha ziyade thorax gangliyonları ve özellikle de prothorax gangliyonlarından salgılanır. Bu salgılar gömlek değiştirme ve yeni kutikulanın oluşmasını sağlar.
3. Corpora Cardiaca
Beynin gerisinde ve ortaya yakın olarak bulunur. Sinir hücrelerinin modifikasyonu ile oluşmuş guddelerdir ve bir çifttir. Corpora cardiaca tarafından salgılanan salgılar, karbonhidrat ve lipit metabolizmasını, kalp atışlarını, malpigi tüplerinin kıvrılma hareketlerini ve bağırsakların hareketlerini regüle etmektedir.
4. Corpora Allata
Bir çift guddeden ibarettir. Corpara cardiaca ve beyin ile irtibat halindedir. Corpara allata’nın salgıladığı hormona juvenil (gençlik) hormonu denir. Böceklerde larva ve nimf dönemlerinde salgılanır ve metamorfozayı düzenler. Bu hormon gelişme esnasında biyolojik dönem ve ergin karakterlerinin zamansız olarak ortaya çıkmasını önlemektedir.
Exocrin Salgı Bezleri
1. Mum Bezleri
Bu tip salgı bezleri, Hemiptera takımında görülmektedir.
Coccoidea üstfamilyasında vücudun değişik yerlerine dağılmış olan bezler vücut dışına salgıladıkları maddeler ile böcek vücudunun üzerinde bir mum tabakası meydana getirirler.
2. Baş İçi Salgı Bezleri
Baş içerisine yerleşmiş ve ağız parçalarıyla ilişkili üç çift salgı bezi bulunmaktadır. Bunlar, mandibula, maxilla ve labium salgı bezi çiftleridir. Mandibula salgı bezi, Lepidoptera larvalarında ipek bezi haline dönüşmüştür.
3. İpek Bezleri
Coleoptera ve Neuroptera larvalarında ipek, malpigi borucukları tarafından meydana getirilmektedir.
4. Pis Koku Bezleri
Bazı böceklerin birçok deri salgı bezleri, pis kokulu salgılar çıkarırlar. Bu salgılar korunma amaçlı kullanılmaktadır.
5. Zehir Bezleri
Hymenoptera takımının Apocrita alttakımında gelişmiş olan zehir bezleri sokucu iğne ile birleşmiştir. İğnelerini kendilerini savunma amaçlı kullanırlar ve soktukları yerlere zehir salgılarlar.
6. Feromonlar
Feromon, bir birey salgıladığında, böcek türünün diğer fertleri tarafından algılanan ve onların gelişme ve davranışlarını etkileyen maddeler olarak tanımlanabilir.
DUYU ORGANLARI
Organizmalar kendilerini koruyabilmek, gelişmek ve üreyebilmek için, sürekli olarak çevrelerinde meydana gelen değişiklikleri izlemek ve onlara karşıt tepki oluşturmak zorundadır.
Çevrelerindeki olaylar duyu hücrelerine ulaşan, ışık, sıcaklık, hareket, titreşim, ses ve kimyasal maddeler ise tat ve koku yardımıyla algılanır. Duyu organları algıladıkları etkiyi, bir sinir uyarımı (impuls) şeklinde, merkezi sinir sistemine ulaştırırlar, Merkezi sinir sisteminde bu mesaj değerlendirilerek bir tepki oluşturulur.
Duyu organları esas itibariyle vücut duvarına yerleşmiş vaziyettedir. Duyu organı olarak görev yapan, basit ya da bileşik yapılı bir duyu organına sensillum (çoğulu: sensilla) adı verilir.
Duyu Kılları:
Bu tip duyu organları böcek vücudunun çeşitli yerlerine yayılmış durumdadır. Özellikle antenler, tarsus segmentleri ve cerci’de bol miktarda bulunur.
Kıl şeklinde duyu organlarını görünüşlerine veya görevlerine göre sınıflamak mümkündür.
Tek duyu hücreli ve kılları kalın duvarlı olanlar, mekanik etkileri alırlar.
Çok sayıda duyu hücresi bulunan ve çıkıntı kısmı ince duvarlı olanlar veya bu kısımlarında delik ve porlar bulunanlar ise, kimyasal duyu organı (kemoreseptor) olarak görev yaparlar.
Çıkıntısı kalın ve kuvvetli olanlar, temas halindeki uyarımları algılarlar.
Çıkıntısı ince ve zayıf olanlar ise çevredeki titreşimleri (ses dalgaları) algılarlar.
Koku alıcı organlar
Koku, çok düşük konsantrasyonlardaki bileşikler tarafından oluşturulur ve normal fizyolojik faaliyetlerin sürdürüldüğü sıcaklıkta kolayca buharlaşan maddelerdir.
Koku alıcı organların kutikular kısmı kimyasal maddelerin girişine müsaade edecek şekilde çok sayıda por ihtiva eder. Bu sayede kokular duyu hücreleri tarafından alınarak kimyasal mesaj olarak merkezi sinir sistemine iletilir.
Tat alıcı organlar
Tat alma, kokuya göre, çok daha yüksek konsantrasyonlardaki maddeler tarafından meydana getirilir. Aynı zamanda, bunu oluşturan maddeler fizyolojik sıcaklık derecelerinde sıvı halde bulunurlar.
Nem ve sıcaklık organları
Genellikle nem ve sıcaklığa hassas duyu hücreleri aynı duyu organında bulunur. Bu organlar, hareketli bir soketi ve poru bulunmayan, kısa ve küt bir çıkıntıya sahip duyu organlarıdır. Bütün böceklerin antenlerinde bu tip organlar bulunur. Sensilla çıkıntısının içerisine, genellikle iki duyu nöronuna ait dendrit uçları uzanır. Bunlar rutubete ve sıcaklığa karşı hassastır.
GÖRME ORGANLARI
Böcekler ışık dalgalarına karşı duyarlıdır. Bunlar böceklere özgü çeşitli duyu organlarıyla olmaktadırlar. Bunlar;
- Deri ışık alıcıları,
- Dorsal ocelli (tepe nokta gözleri),
- Lateral ocelli – Stemmata (yan nokta gözleri),
- Petek (veya bileşik) gözler (ommatidia).
